ISSN: 1011-727X
e-ISSN: 2667-5420

Muammer Demirel

Anahtar Kelimeler: Ermeni, Ermeni Tehciri, Tehcir Edilmeyen Ermeniler, Hıristiyan, Osmanlı Hükûmeti, Nüfus Sayımı

Bugüne kadar Ermeni nüfus ile ilgili bir çok yazı yazılıp değerlendirmeler yapıldı. Fakat Anadolu’da kalan ve günümüzde de hala kendi yerlerinde ve yurtlarında yaşayan Ermenilerle ilgili pek az değerlendirme yapıldı. Bu nokta üzerinde yerli ve yabancı belgelerin ışığında bir değerlendirme yapacağız. Bu konuya geçmeden önce nüfus istatistikleri üzerine değinmek istiyorum. Ermeni Patrikliği’nin istatistiklerine göre 1912 yılında Osmanlı Devleti’ndeki Ermeni nüfus 2 100 000 olarak gösterilmektedir .Bu nüfusun yaklaşık yarısı Altı Vilayet olarak adlandırılan Erzurum, Van, Bitlis, Mamüretü’l-aziz (Elazığ), Diyarbakır ve Sivas vilayetlerinde ve diğer yarısı da İstanbul, Kilikya ve diğer bölgelerde gösterilmektedir.[1] Patrikhane istatistiklerinin oluşturulmasında her hangi bir sayım yapılmadığı ve verilerin bu bakımdan şüpheli olduğunu vurgulayan McCarthy, Türkiye’deki nüfus üzerine detaylı incelemeyi yapan bir bilim adamı olarak, Patrikhane istatistikleri için şu değerlendirmeyi yapmaktadır:

“Ermeni Patrikliği’nin istatistikleri ve onları takip eden tüm istatistikler, istatistiği belgelerin normal bir yayınının parçası olarak değil de polemiğe açık belgelerin bir bölümü olarak resmi şekilde takdim edilmişlerdir. Bunlar sadece Ermeni Bağımsızlığını desteklemek için kullanıldılar”[2]

Osmanlı Devleti’nin 1912 ve 1914 yıllarındaki istatistiklerinde Türkiye’deki Ermeni nüfus takriben 1 500 000 olarak verilmiştir.[3] Osmanlı kayıtlarında da hatalar olabileceği tabiidir. Bugün bile nüfus sayımlarında hatalar yapıldığını göz önüne alınırsa o günkü kayıtların tam doğru olamayacağını söylenebilir. Fakat Osmanlı kayıtlarının Ermeni Patrikhanesi ve diğer başka kayıtlardan daha fazla gerçeği yansıttığını iddia edebiliriz. Çünkü Osmanlı Devleti, nüfus sayımlarını, Osmanlı tarihi ile biraz olsun ilgilenenlerin bildiği gibi, esasında vergi ve asker toplamak maksadı ile yapmakta idi.

Birinci Dünya Savaşı içinde Ermenilerin ayaklanmaları sonucu çıkan büyük olayların önüne geçmek maksadı ile Osmanlı Hükümeti, Tehcir kanununu çıkararak önce Doğu Anadolu ve sonra da diğer bölgelerdeki Ermeniler güneye Suriye bölgesine göç ettirilmişlerdi. Ermenilerden bir kısmı daha savaş başlamadan ve başladığı sırada göçe kadar Rusya’ya ve Rusya’nın işgalindeki Van gibi işgal altındaki bölgelerine göç etmişler veya Osmanlı Devleti’ne karşı savaşmak için Rus ordusuna gönüllü yazılmışlardı. Osmanlı Devleti’nin güney bölgesine göç ettirilen ve yukarıda bahsettiğimiz daha önce göçen Türkiye Ermenilerinin büyük bir kısmı Rusya, Amerika ve Avrupa ülkelerine göçmüştür. Bir kısmı da maalesef gönüllü oldukları cephelerde veya dahilde çıkarılan ayaklanmalarda girdikleri çatışmalarda, göç yollarında, ve göç bölgelerinde salgın hastalık ve sair nedenlerden ölmüştür. İstanbul, İzmir ve Antalya Ermenilerine tehcir uygulanmadığı için yerlerinde kalmışlardır. Ancak onlardan da terörist eylemlere karışanlar ve gönüllü olarak İtilaf ordularına katılanlar olmuştur. Bu eylemlere hazırlık yaptığı Osmanlı güvenlik kuvvetleri tarafından tespit edilenler tutuklanmıştır.

Ermeni Tehciri bazı şehir ve kasabalarda uygulanmamıştır. Ermeni Tehciri uygulanmayan şehirlerin başında İstanbul gelmektedir. İstanbul’da 24 Nisan 1915 tarihinde tutuklanarak sürgüne gönderilen Ermeni komite liderleri ve bazı ihtilalci liderlerden 265 kişi idi. Daha sonra da birkaç tutuklanma oldu. Fakat İstanbul Ermenileri hiçbir şekilde rahatsız edilmeyerek yerlerinde iş ve güçlerinin başında kaldılar. Hatta savaşın devam ettiği yıllarda memur olan Ermeniler görevlerine devam ettiği gibi devlet işlerine yeni Ermeni memurlar da alınmıştır. İstanbul’daki Ermeni nüfus, Anadolu’dan gelen yaklaşık 15.000 Ermeni’yi de evlerinde saklamışlardı. Bu saklananların büyük çoğunluğunu genç erkekler oluşturuyordu, bunlar komiteci idiler ve silahlanmakta idiler.[4]

İzmir, Balıkesir,[5] Antalya[6], Aydın[7] vilayetleri ile Kütahya sancağı[8] ve Konya’nın Ereğli kazası Ermenilerine tehcir uygulanmamış ve yerlerinde kalmışlardı. Tehcir kanunu çıktığında Ereğli’nin Türk halkı, birkaç ayrılıkçı Ermeni’nin dışında Ereğli Ermenilerinin tehcirine karşı çıkmış ve hükümet yetkilileri de Ermenileri yerlerinde bırakmış.[9] Ahmet Emin Yalman tehcirden sonra gittiği Kütahya’da Ermenilere tehcir uygulanmadığına dair hatıralarında “Mutasarrıf olan şair Faik Ali Bey’in tehcir emrini kağıt üzerinde bıraktığını ve Kütahya Ermenilerinin tam bir huzur içinde yaşamaya devam ettiklerini gördüm” diye yazmaktadır.[10]

Tehcir uygulanan yerlerinde de istisnai olarak bazı Ermeni vatandaşlar göç ettirilmemişti. Bunlar güvenlik kuvvetlerinin çok itimat ettiği erkekler, kimsesiz kadın, yaşlı ve çocuklardı. Bunlardan başka mahalle ve semtindeki Türk komşuları tarafından saklanmak sureti ile yerlerinde kalan Ermeni vatandaşlar da vardı. Bunlardan bazıları zaman içinde Müslüman olmuş, bir kısmı da Hıristiyan olarak kalmışlardı.. Bazı ileri gelen Müslümanlar, Ermenilerden kendilerinin hizmetçileri veya eşleri gibi göstermek sureti ile saklamışlardı. Osmanlı Hükümeti, başlangıçta ihtida (din değiştirmemden Ermenileri iyi karşılayıp yerlerinde kalmaları hususunda vilayetlere talimat vermişse[11] de daha sonra bunun istismar edildiği anlaşılmış olduğundan bunların hiç bir surette saklanmayarak göç ettirilmelerine karar verilmişti.

Dahiliye Nazırı Talat Paşa 1 Temmuz 1915 (18 Haziran 1331) tarihinde vilayetlere gönderdiği bir genelgede, göç ettirilen Ermenilerden bazılarının toplu veya tek tek ihtida ettikleri ve bu suretle memleketlerinde kalmanın çarelerine baktıkları, din değiştirme bir kanaatin sonucu olduğundan bu şekildeki din değiştirmelere güvenilemez olduğundan ve eskiden beri kendi menfaatlerini sağlamak için bu yola baş vuranlar olmuştur ve bunlar daha sonra fesat çıkarmaktan geri durmamışlardır. Bunlara kesinlikle güvenilmemeli ve göç ettirilmelidirler diye talimat vermiştir.[12] Ayrıca bazı varlıklı Müslüman aileleri, Ermeni erkekleri hizmetçi ve hanımları eş olarak göstermek suretiyle yanlarında saklamışlardı.[13] Bütün bunlar Osmanlı Hükümeti’nin bilgisi dahilinde yapılmıştı.

Tehcir kararının en sıkı bir şekilde uygulandığı doğu vilâyetlerin de bile sanat ve uzmanlığına ihtiyaç duyulanlar göç ettirilmemiş. Ayrıca bazı yerlerde Türk halk, sevdiği ve güvendiği komşuları, dostları ve iş ortakları olan Ermenileri mahalle ve evlerinde saklamışlardı. Savaştan sonra doğu vilayetlerinde yerlerinde eskiden kalma bir çok Ermeni grupları mevcuttu ve bunlar iş ve sanatlarına devam etmekte idiler.[14] Erzurum ve Bitlis vilâyetleri Şubat 1916’da Rus işgaline uğradığı zaman buralarda yaşayan binlerce Ermeni Rusya tarafında kalmıştı ve bu durumdan İstanbul Hükümeti de haberdardı.[15] Bu durumu bir İngiliz belgesi teyit etmektedir .İngiltere’nin Batum Kosolosu P. Stevens, 25 Şubat 1916’da Hükümeti’ne verdiği raporunda Rusya tarafından Erzurum ve Muş’un işgalinde buralarda binlerce Ermeni bulunduğu ile ilgili ayrıntılı bilgi vermektedir:

“Kafkasya gazetesi, Kafkasya Göçmen Yardım İşleri’nde önemli hükümet temsilcisi General Tamamshev’e Ermeni Hayır Cemiyeti tarafından, Erzurum’un Ruslar tarafından işgalinde bölgede yoksul, yarı aç ve acınacak durumda büyük bir Ermeni topluluğunun sağ olarak bulunduğu hakkında bilgi verdiğini ilan etti.

Onlar, derhal çok miktarda her türlü yiyecek, giyecek ve diğer yardımlara ihtiyaç duyarlar.

Onların ihtiyaçları o kadar acil idi ki General’den istenilen iki vagon giyecekler mültecilerin kullanımı için bu ayın yirmisinde Kars’a yollandı, oradan Erzurum’a kağnı arabalarıyla taşınıldı.

Erzurum şehrinin sağlıksız durumunun korkunç olduğu rapor edildi. Tifo şehirde büyük öldürücü korkunçluktadır ve moraller çok düşüktür.

Tiflis’deki Piskopos Mesrop’un Hınıs’daki bir Ermeni Drujina (Gönüllü Alayıfnın temsilcisinden aldığı etkileyici rapora göre, çoğunluğu kadın ve çocuk (yetim) olan 1000 mülteci komşu köyden oraya gelmişlerdi. Bu mültecilerin 275’ı kağnı arabaları ile Kafkasya’ya gönderildi.

Hınıs-Kale’ye mültecilerin toplanması hızlı bir şekilde artıyordu ve sıcak giysi ihtiyaçları çok büyük idi.

Drujina Komutanı gönderdiği mektubunda, göçmenlerin acil ihtiyaçlarını karşılamak için Mülteci Yardım Komitelerinin temsilcilerini göndermede zaman kaybetmeden acilen hareket etmek zorunda olduklarını bildirmiştir.

Erzurum ve Muş bölgelerinden mülteci yığınları Sarıkamış’a gelmeye devam ediyorlar. Onların gelişlerinde çok hastalık ile tamamen yoksul olduklarının rapor edildiğini söylemek gereksizdir.

Sayıları ile ilgili bir fikir vermek imkansızdır. Onların çeşitli bölgelerden Kafkasya’ya geliyor oldukları söylenilir.”[16]

Konsolos raporunda da anlaşıldığı gibi savaş içinde bulunan Doğu Anadolu’da bile Ermenilerden tehcirden geri bırakılanlar olmuştu. Bu durumdan açıkça anlaşılıyor ki yetkililer güvendikleri Ermenileri erkek ve kadın ayırtmadan sevk etmemişlerdi. Raporda bunların Kafkasya’ya gittikleri belirtiliyorsa da bunlar daha sonra yerlerine dönmüşlerdir. Bahsedilen yoksulluk ise o günkü Anadolu’nun top yekun kaderi idi.

Bu arada Osmanlı Hükümeti, güvenilir tüccar,[17] trenlerde çalışan memur ve hizmetliler ile onların aileleri,[18] kimsesiz kadın ve çocuklar ile hasta ve yaşlı olan Ermenileri tehcire tabi tutmamıştı. Yetim Ermeni çocukları Devlet Yetimhanelerine yerleştirilmişler veya yabancıların kurduğu Misyoner yetimhanelerinde kalmalarına müsaade edilmişti. Bunlardan Sivas’taki Öksüz hane öğretmen ve çocuklarının orada kalmalarına,[19] Adana’nın Haruniye ilçesinde ve Bilecik’teki Alman misyonerlerinin yetim yurdundaki Ermeni çocuklarına[20] dokunulmayarak yerlerinde bırakılması konusunda Hükümet tarafından kesin talimatlar verilmiştir. Hastası ve görme engellisi bulunan Ermeni aileleri göç ettirilmemişlerdi.[21]

1915 yılında Osmanlı Hükümeti, tek tek vilayetler nezdinde tedbirler alarak kimsesiz Ermenilerin mağduriyetleri önlenmeye çalışılırken 1916 yılı Mart ayında tehcir uygulamasına son verildikte sonra[22] tüm vilayetlere genel tamim çıkarmıştı. Erkekleri göç ettirilmiş veya askerde olan kimsesiz ve velisiz aileler Ermeni ve yabancı bulunmayan köy ve kasabalara yerleştirilmesi, genç ve dul kadınların evlendirilmesi, on iki yaşına kadar olan çocuklar yetim ve öksüz yurtlarına yerleştirilmesi, eğer bu yurtların kapasitesi yetersiz ise Müslüman ailelerin yanlarına verilmesi ve bütün bunların iaşelerinin sağlanması için masrafların muhacirin tahsisatından karşılanması yoluna gidilmiştir. Yanlarına yetim çocuk verilen ailelere muhacirin tahsisatından aylık 30 kuruş verilmiştir.[23] Bu kadar genel bir talimattan kimsesiz Ermenilerin sayısının epey fazla olduğu anlaşılmaktadır.

1918 yılı başından itibaren Dünya’daki genel temayül doğrultusunda Osmanlı Hükümeti’nde göç ettirilen Ermenilerin geri yerlerine dönmelerine müsaade edilmesi yönünde bir yumuşama görülmektedir. İttihat ve Terakki Hükümeti çekildikten sonra yeni Ahmet İzzet Paşa Hükümeti’nin ilk icraatlarından biri tehcir edilen Ermenilerin yerlerine dönüşünü sağlayacak kararı olmak olmuştu. 18 Ekim 1918 tarihinde Meclis-i Vükela kararı ile bütün vilâyetlere göç ettirilen Ermenilerin yerlerine döneceği ve gerekli her türlü kalaylık ile yol ve yerleşim yerlerindeki güvenliğin sağlanması emri tebliğ edilmiştir.[24] Bu karardan sonar yerlerine dönen çok sayıda Ermeni aile olmuştu. Bu yerlerine dönen ailelerden biri de Karaman’dan göç ettirilen Çerkezoğlu Ermeni ailesidir.[25] Çerkezyan’ın hatıralarından anladığımıza göre devlet görevinde çalışan Ermeniler bu görevlerine hala devam etmektediler. Bu ailenin Kayseri’nin Talas nahiyesinde akrabalarının bu tarihte yaşamakta idiler ve bunlardan Artin Ağa Kayseri Valisi’nin faytonunu sürmektedir.[26]

Tehcir kanunundan sonra Avrupa’ya göç edenler İstanbul üzerinden gelerek bir müddet burada kaldıktan sonra eski yerlerine dönmüşlerdi. İstanbul’da bulundukları sırada İstanbul Ermenileri tarafından misafir edilmişlerdi.[27]

Böylece azda olsa Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra Türkiye’de Ermeni vatandaşlarımız hayatlarını sürdürmekte idi. Yukarıda ayrıntıları ile izah edildiği gibi bunların bir kısmı göç ettirilmemiş bir kısmı ise 1918 yılından sonra geri dönmüşlerdi.

1918 yılında Anadolu’nun her tarafında az çok Ermeni nüfus yaşamakta idi. Bir İngiliz ajanı Harput ve Diyarbakır’a seyahat etmiş ve buralardaki Ermeni halkla ilgili verdiği bilgiler bize bölgede kalan Ermeniler hakkında fikir vermektedir. İsmi verilmeyen ajanın şifre notuna dayanarak Kahire’den General Clayton, 17 Aralık 1918’de Londra’ya durumu şöyle bildiriyor:

“Ajanın Harput ve Diyarbakır ’dan verdiği rapora göre şu anda durum sakindir. Eskiden yaşayan 100 000 nüfustan şimdi çok az erkek fakat binlerce kadın ve çocuk kalmış ki onların çoğu haremlerde veya hizmetçi olarak veya çok kötü idare edilen öksüz yurtlarında İslamlaştırılmışlar. Diğer öksüz yurtları Alman ve Hollandalı misyonerlerin yardımları ile idare edilir... Diyarbakır'daki durum daha kötü 200 kadar aile sadece aynı tip bir Devlet Öksüz Yurdu'na terkedilmiş.”[28]

Savaşlardan sonra Türkiye’de ne kadar Ermeni nüfus yaşadığını ancak Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra yapılan ilk nüfus sayımı olan 1927 sayımında tespit etmek mümkün olmaktadır. Bu sayımda milliyetler hem dini esasa hem de ana dili esasine göre tespit edilmiştir. Dinler esasine göre yapılan sayımda Gayrimüslimler mezheplerine göre yazılmışlar, Gregoryenlik Ermenilerin milli mezhebi olduğundan cetvellerde Ermeni olarak yazılmıştır. Lisan cetvelinde ise Rumca, Fransızca, İngilizce, Arapça, Acemce ve Ermenice yazılmıştır. Her yerde Dinler ve lisanlar cetvellerindeki Ermeni sayıları birbirini tutmamaktadır. Bazı vilayetlerde dinler cetvelindeki Ermeniler daha fazla bazı vilayetler de ise lisan cetvelindeki Ermeniler daha fazladır. Lisan kısmındaki fazlalığı diğer mezheplerde de Ermenilerin olduğu ile açıklayabiliriz. Ermenilerin din cetvelinde ana diline göre daha fazla olması, o yerlerde Ermenilerin ana dili olarak artık Türkçe konuştukları kanaatini güçlendirmektedir.

1927 Nüfus Sayımı’nda yer alan mezheplerin hepsini, her mezhepte Ermeni olabileceğinden dolayı aşağıdaki tabloda gösterdik. Lisanlar kısmında ise ana lisan olarak diğer batı dillerini söylemeyeceklerinden hareketle sadece Ermenice’yi aldık. Tabloda o zamanki vilayetler esas alınmıştır.[29]

Sonuç

Tabloda da görüldüğü gibi Türkiye’de kalan Ermenilerin çoğunluğu ana dili olarak Türkçe konuşmakta ve bunu da sayımda belirtmişlerdir. Ermenice’yi ana dil alarak belirten Ermenilerin sayısı din kısmında Ermeni olarak yazılan Gregoryen Ermenilerin sayısından bile daha azdır. Ancak Protestan, Katolik ve Hıristiyan olarak yazılanların da tamamına yakınını Ermeniler oluşturmaktaydı. Ana dilini Ermenice olarak ifade edenlerin sayısı 64.745 iken, din kısmında Katolik, Protestan, Hıristiyan ve Ermenilerin toplam sayısı 147.909’u bulmaktadır. Ermeni nüfusu üzerine çalışmaları olan McCarthy’nin tahminlerine katılarak, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan Ermenilerin sayısının takriben 140.000 olduğunu tahmin etmekteyiz.[30]

1927 yılı nüfus sayımından sonra da Türkiye’den Ermeni göçleri devam etmiştir. 1935 nüfus sayımında 1927 sayımına göre daha az sayıda Ermeni tespit edilmiştir. Kategoriler değiştiği için doğru mukayese yapmak mümkün olamayacaktır. Ancak 1935 yılındaki Gregoryen sayısını, 1927 yılındaki Ermeni dininde olanların sayısı ile karşılaştırıldığında %42’lik bir azalma olduğu görülmektedir.[31]

1927 Nüfus sayımında genel olarak nüfus yazımında eksiklik olduğu daha sonra yapılan sayımlarla mukayese edildiğinde anlaşılmaktadır.[32]

Kaynaklar

  1. Justin McCarthy, Muslims and Minorities: The Populatoin of Ottoman Anatolia and the End of the Empire, New York, London 1983, s.50. Bu eser Türkçe’ye çevrilerek yayınlanmıştır.
  2. McCarthy, Muslims and Minorities, s.55.
  3. McCarthy, Muslims and Minorities, s.102-104.
  4. Arşavir Şiraciyan, Bir Ermeni Teröristin İtirafları, (Çeviren: Kadri Mustafa Orağlı), İstanbul, 1997, s.54-61.
  5. BOA, DH.ŞFR, 63/37; BOA, DH.ŞFR, 63/137.
  6. BOA, DH.ŞFR, 55/59.
  7. Davut Kılıç, “1915 Sevk ve İskan edilmeyen Ermeniler”, Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi, Sayı:38 (Nisan 2003).
  8. Ahmet Emin Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim C.1 (1888-1922), (Yayına Hazırlayan: Erol Şadi Erdinç), İstanbul, 1997, s.400; Levon Panos Dabağyan, Sultan Abdülhamid Han ve Ermeni Meselesi, İstanbul, 2001, s.158.
  9. Sarkis Çerkezyan, Dünya Hepimize Yeter, İstanbul, 2003, s.71-72.
  10. Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim..., C.1, (1888-1922), s.400.
  11. BOA, DH.ŞFR, No.54/100, Dahiliye Nezareti’nden Van, Trabzon, Erzurum, Bitlis, Ma’müretü’l-aziz, Diyarbekir ve Sivas valileri ile Canik Mutasarrıfına ismen şifreli olarak 22 Hazıran 1915 (9 Hazıran 1331) tarihinde gönderilmiştir.
  12. BOA, DH.ŞFR, No.54/254.
  13. Genelkurmay ATASE Arşivi, K.2835, D.127, F.1/19.
  14. Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim..., C.1, (1888-1922), s.400.
  15. BOA, DH.ŞFR, No.63/50, Dahiliye Nazırı Talat Paşa, 19 Nisan 1916 (6 Nisan 1332 ) tarihinde Erzurum ve Bitlis valilerine gönderdiği şifreli telgrafta, “Vilâyet dahilinde sevk edilmeyerek kalmış olan Ermenilerin ordunun geri çekildiği esnada ne olduklarının iş’âri (bildirilmesi)”ni istemişti.
  16. FO, 371/2768, No.52366.
  17. BOA, DH.ŞFR, No.54/284, Talat Paşa imzası ile 4 Temmuz 1915 (21 Hazıran 1331) tarihde Trabzon, Sivas, Diyarbekir ve Ma’müretü’l-azîz vilayetleri ile Canik Mutasarrıflığı’na gönderilen şifrede “İhrac olunacak Ermenilerden komitecilerle hükümetce muzır tanınmış eşhasın aileleriyle birlikte teb’idleri (uzaklaştırılmaları) ve kendi işleriyle meşgul tüccar ve esnafın vilâyet/livâ dahilinde kasabaları tebdil edilmek (değiştirilmek) üzere alıkonulması münasib görüldüğünden ba’dema (bundan sonra) o suretle hareket olunsun.” Talimatı verilmiştir.
  18. BOA, DH.ŞFR, No.55/48, 17 Ağustos 1915 (4 Ağustos 1331) Dahiliye Nezareti’nden Adana, Ankara, Aydın, Beyrut, Halep, Hüdavendigar, Suriye, Konya, İzmit, Zor, Karesi, Kuds-i Şerif, Karahisar-i Sahib, Eskişehir, Niğde ve Kütahya Mutasarrıflıkları’na.
  19. BOA, DH.ŞFR, No.55/42, 17 Ağustos 1915 (4 Ağustos 1331) Dahiliye Nezareti’nden Sivas Vilayeti’ne.
  20. BOA, DH.ŞFR, No.55/43, 17 Ağustos 1915 (4 Ağustos 1331) Dahiliye Nezareti’nden Adana Vilayeti’ne. BOA, DH.ŞFR, No.55/49, aynı tarih Dahiliye Nezareti’nden Hüdavendigar Vilayeti’ne.
  21. BOA, DH.ŞFR, No.56/27, 15 Eylül 1915 (2 Eylül 1331) Dahiliye Nezareti’nden Adana Vilayeti’ne.
  22. BOA, DH.ŞFR, No.62/21, Talat Paşa imzası ile 15 Mart 1916 (2 Mart 1332) tarihinde Edirne, Adana, Ankara, Aydın, Hüdavendigar, Sivas, Kastamonu ve Konya vilayetleri ile İzmit, Bolu, Canik, Karesi, Kütahya, Niğde, Eskişehir ve Maraş mutasarrıflıklarına çıkarılan şifreli tamimde şöyle denilmektedir: “Görülen lüzüm ve icab-ı idarî ve askeriye binâen ba’demâ Ermeni sevkıyatının ta’tili takarrür ettiğinden şimdiye kadar çıkarılanlardan başka artık hiç bir sebeb ve vesile ile Ermeni ihrac olunmaması ta’mimen tebliğ olunur.”
  23. BOA, DH.ŞFR, No.63/142, 30 Nisan 1916 (17 Nisan 1332) Talat Paşa’dan Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Adana, Erzurum, Edirne, Halep, Hüdavendigar, Sivas, Diyarbekir, Mamüretülaziz, Konya, Kastamonu, Trabzon vişayetleri ile İzmit, Canik, Eskişehir, Karahisar-ı Sahib, Maraş, Urfa, Kayseri ve Niğde mutasarrıflıklarına.
  24. BOA, HR.Mü, 43/34.
  25. Çerkezyan, Dünya Hepimize Yeter, s.54.
  26. Çerkezyan, Dünya Hepimize Yeter, s.69.
  27. Şiraciyan, Bir Ermeni Teröristin İtirafları, s.61.
  28. FO, 371/4172, No.10449.
  29. Umumî Nüfus Tahriri (Türkiye Cumhuriyeti Başvekalet İstatistik Umum Müdürlüğü 28 Teşrinievvel 1927), Fasikül: I-2, Ankara, 1929, s.XLVIII-LX, LXII-LXXIV.
  30. McCarthy, Muslims and Minorities, s.123.
  31. McCarthy, Muslims and Minorities, s.141.
  32. McCarthy, Muslims and Minorities, s.145.146.

Şekil ve Tablolar