Nuri Köstüklü

Anahtar Kelimeler: Çanakkale Muharebeleri, I. Dünya Savaşı, Türkler, Bodrum, Şehit

Giriş: Çanakkale Zaferi’nin Türk ve Dünya Tarihi’ndeki Yerine Kısa Bir Bakış

Çanakkale Zaferi’nin 91. yıldönümünü idrak ettiğimiz şu günlerde şüphesiz hepimizin gözü önünde Türk tahinin altın sayfalarından biri canlanmaktadır. Akıl durduracak bir kahramanlık destanı olan Çanakkale muharebeleri daha sayısını bile tam tespit edemediğimiz şehitlerle birlikte 211 bin civarında Türk askerine mal olmuş[1]; fakat, tarihi Türk ordusu da ezici ve üstün düşmanını zayıf gücü, ama erişilmez imanı ile yenerek kahramanlık serisine bir yenisini katmıştı.

Çanakkale muharebelerinin sebeplerine baktığımızda, öncelikle I. Dünya Savaşı’nın sebepleri ne ise, aynı sebeplerin Çanakkale muharebeleri için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. I. Dünya Savaşı’nın çıkış sebepleri arasında; Avrupa’da değişen dengeler ve özellikle sanayi inkılabının patlak vermesiyle pazar ve hammadde ihtiyacının sömürgecilik faaliyetlerini kamçılaması, başta gelmekle birlikte, “Hasta Adam” Osmanlı pastasının paylaşılma yarışı da şüphesiz bizim üzerinde duracağımız en önemli sebep olmalıdır. Meseleye Türkiye perspektifinden baktığımızda, I. Dünya savaşı, sonuç itibarıyla Anadolu’da Türk devletlerinin hakimiyetine son vermek anlamına gelen “Şark meselesi”nin hallinden başka bir gayeye yönelik değildi. Şüphesiz, İttifak ve İtilâf Devletleri'nin kendi aralarında değişik sebeplere dayalı hesaplaşmaları vardı. Ama bizim açımızdan savaşın sebebine “Şark meselesi” noktasından bakmak gerekiyor. Durum bu olunca Çanakkale muharebelerinin temek sebebini, daha Osmanlı’ya resmen savaş açmadan bile Osmanlı Devleti’nin başkentini ele geçirerek Osmanlı’yı savaş dışı bırakıp Anadolu’da Türk hakimiyetine son vermek niyet ve sebeplerini öncelikle görmemiz gerekiyor. Bunun dışında, İngiltere ve Fransa o zamanda zor durumda olan Çarklık Rusyası ile doğrudan temasa geçip savaş güçlerini artırmak, Osmanlı Devleti’nin Süveyş kanalı ve Hindistan yolu üzerindeki baskısını kaldırmak ve Orta Avrupa’ya sızan Alman, Avusturya ordularını arkadan çevirmek için bu harekatı gerekli görmüşlerdi.

Bu düşüncelerle Boğazlara yönelik ilk hücum 3 Kasım 1914’te iki İngiliz harp gemisinin Ertuğrul ve Seddülbahr, iki Fransız gemisinin de Kumkale ve Orhaniye tabyalarını kuvvetleri de bu saldırılara hemen karşılık verdi. İlk İngiliz filosu Çanakkale Boğazı’nı kolaylıkla geçip İstanbul’a varacağını hesap ederek ve kendinden emin bir tavırla 19 Şubat 1915’te saldırıya geçti, Türk tabyaları bombalandı. Bu saldırıları Mart ayı başına kadar sürdürdülerse de bir sonuç alamadılar. İtilâf güçleri 17 Mart günü büyük bir saldırı plânı yaptılar. Nusret mayın gemisinin ve Türk topçusunun destanlaşan kahramanlıkları, pek çok düşman savaş gemisini Boğazın karanlık sularına gömdü. Bundan tam 91 yıl önce 18 Mart’ta İtilâf Devletleri hiç de ummadıkları büyük bir bozguna uğradılar. Bunun üzerine General Hamilton yönetimindeki Anzaklar ve diğer İngiliz ve Fransız kuvvetleri kara harekatına başladılar. Nisan’ın son haftasından itibaren Seddülbahr, Arıburnu, Kitre, Sığındere ve diğer mevkilere çıkarma harekatı başladı. Karadaki bu çarpışmalar değişik aralıklarla Ocak 1916 başına kadar sürdü. Bu çarpışmalarda Mustafa Kemal’in başında bulunduğu 19. Tümen Arıburnu ve Anafartalar’da, ve diğer mevzilerde çarpışan Türk ordusu bir destan yazdı. Belki de İngiliz ve Fransızlar tarihlerinde görmedikleri bir yenilgiyi tadarak ve onbinlerce kayıp vererek kanla sulanan Türk topraklarını 8-9 Ocak 1916’da terke mecbur kaldılar.

Zaferin Türk ve Dünya tarihine fevkalade tesirler oldu. Bu tesirleri veya sonuçları şu ana noktalarda toplamak mümkündür:

Dünya tarihi açısından baktığımızda;

1- Her şeyden önce şunu belirtmeliyiz ki, o zaman kadar “yenilmez” olarak bilinen İngilizler hakkındaki imaj sarsılmıştır. Bu durum sömürgelerdeki hürriyet hareketlerin ümitlendirmiş onlara moral kaynağı olmuştur. Bu bakımdan Çanakkale zaferi dünya sömürgecilik tarihinde bir dönüm noktası olabilecek özelliktedir. Nitekim İngilizler hakkındaki bu imajın sarsılmasının ilk meyveleri, Hindistan’da görülmeye başlandı ve İngiliz sömürgeciliğine karşı hürriyet mücadeleleri giderek arttı.

2- Çarlık Rusyası’na boğazlardan yardım gidemeyince, Bolşeviklerin işi kolaylaşmış ve Ekim 1917’de bir Bolşevik ihtilalinin gerçekleşmesinde belki de bu faktör önemli olmuştur.

3- Bulgaristan Osmanlı Devleti safında savaşa girdi.

4- Türkler açısında I. Dünya Savaşı 3 yıl uzamış oldu. Çünkü, İtilaf Devletleri’nin Çanakkale’de kazanacakları galibiyet, Boğazlar ve İstanbul’un ele geçirilmesiyle Osmanlı’nın o zaman savaş dışı kalması için yetecek idi.

5- “Hasta Adam” Osmanlı’nın bir başka ifadeyle Türk milletinin gücü, emperyalistlerce yeniden idrak edilmiş oldu.

Türk tarihi açısından bakacak olursak;

1- Bu zaferle birlikte Türk’ün kendine güven duygusu artmıştır. Bu durumun ileride başlayacak olan Milli Mücadele için bir azim ve moral kaynağı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü, 18. yy. ortaları ve özellikle Tanzimat’tan itibaren Osmanlı Devleti’nin sürekli gerileyişi ve mağlubiyetler, Türk milletinin psikolojisi üzerinde olumsuz tesirler bırakmış idi. İşte Çanakkale Zaferi, bu eziklikten kurtuluşun bir başlangıcı oldu diyebiliriz. Bu yüzden, Yeni bir Türk devleti, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunun moral temellerinin Çanakkale’de atıldığını söylersek gerçekleri ifade etmiş oluruz.

2- İstanbul’un işgali, dolayısıyla savaş 3 yıl daha ertelenmiş oldu.

3- Çanakkale Zaferi'nin belki de ileriye dönük en önemli sonuçlarından biri, bu zaferle birlikte Mustafa Kemal adının temayüz etmesidir. Nitekim, İstanbul’da bir dergi başarılarından dolayı Mustafa Kemal’in resmini kapak resmi yaptı. Şüphesiz bütün bu gelişmeler, ileride başlayacak olan Türk İstiklal Savaşı’nın liderlerinin ortaya çıkışının zeminini hazırlamıştır.

4- Bütün bu olumlu sonuçların yanı sıra, Türk milletinin bu savaşta çok kayıp vermesi, özellikle yetişmiş, kalifiye insanların kaybı, Çanakkale Savaşı’nın bir başka boyutudur. Öyle ki, verilen kaybı, o zamanın tahmin edilen 11-12 milyonluk Anadolu nüfusuna oranladığımızda 50-60 kişide 1 kişinin, bir başka ifade ile hemen her sülalede şehit, yaralı veya kayıp verildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz[2].

Türk tarihi açısından bu kadar önemli olan bir kahramanlık destanını acaba, bir sosyal tarih konusu olarak yeterince inceleyebildik ve yeni nesle aktarabildik veya öğretebildik mi? 91. yılını idrak ettiğimiz içinde bulunduğumuz şu anlamlı günlerde Çanakkale zaferini milli tarih terbiyesini içinde, yeni nesle mesajlar verecek şekilde değerlendirebiliyor muyuz? Şüphesiz bu sorulara değişik alanlarda ve konularda yani yapılması gereken çalışmalar hususunda, Çanakkale muharebesinin kapsamlı bir kitabının yazılması, filmlerinin hatta çizgi filmlerinin yapılması, şehitlerin tespiti ve konuyla ilgili anıtların dikilmesi vb. daha pek çok farklı teklifler getirilebilir. Ama biz burada yalnızca, tebliğimizin de esas konusu olduğu üzere “şehitler” konusu üzerinde duracağız.

Çanakkale'de Şehit Olan Bodrumlular

Çanakkale’de şehit olan Bodrumlular’ı tespite geçmeden önce, Türk tarihinde Bodrum’un yerine kısaca bakmanın gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Tarihi kayıtlardan Bodrum yöresine daha XI. yy. sonlarında Türklerin ulaştığını anlamak birlikte, bu bölgede Türk iskanının XIV. yy. başlarından itibaren görülmeye başlandığını biliyoruz. Ancak Timur’un Anadolu’daki Türk birliğini sarstığı dönemlerde Bodrum yöresi de bu durumdan etkilenmiş ve Kanuni Sultan Süleyman’ın 1522’de kesin Türk hakimiyetinin kuruncaya kadar bir müddet bu bölge şövalyelerin tesiri altında kalmıştır. Osmanlı-Türk hakimiyetinin kurulduğu zamanlarda Bodrum küçük bir kaleden ibaret etrafı metruk, kayda değer meskun mahalli bulunmayan bir coğrafya idi. Evliya Çelebi’nin verdiği bilgiye göre XVII. yy. ortalarında Bodrum küçük bir kale olup henüz etrafında yerleşim yoktu. Küçük bir kaza olan Karaova’nın sınırları içindeydi. XVIII. yy. başlarında kale dışında yavaş yavaş yerleşmelerde görülmeye başlandı ve XIX. yy. başlarında Çarşı, Eski Çeşme, Kelerlik, Türkkuyusu, Umurca, Yeniköy, Kislelik (Yokuşbaşı) adlı mahalleleriyle bir kasaba hüviyetine bürünen Bodrum ancak 1867’de kaza merkezi haline geldi[3]. Yani bugünkü Bodrum, önemli bir yerleşim bölgesi bir ilçe olarak Türk iskanıyla birlikte teşekkül etmiş oldu. I. Dünya savaşında Franzsızlar tarafından bombalanan, Mondros Mütarekesi sonrasında İtalyan işgaline uğrayan Bodrum, Millî Mücadele’nin başarıya ulaşmasıyla bütün bu sıkıntılı günler geride bırakmış, Cumhuriyet döneminde hızla gelişen bir vatan beldemiz haline gelmiştir. Anadolu’da Türk siyasi hakimiyetini kırmayı hedefleyen emperyalistlerin “Şark Meselesi” adını koydukları politikasının yoğunlaştığı Balkan savaşlarından Milli Mücadeleye 10 yıllık savaş döneminde, milli sorumluluğunun farkında olan Bodrumlular hemen her cephede şehit verildiler. Biz burada Çanakkale’de şehit olan Bodrumlular konusunu ayrıntılı olarak ele almak istiyoruz[4].

Konu ile ilgili kaynakları üzerinde yaptığımız araştırmalarda Çanakkale’de şehit olan 195 Bodrumlu tespit edildik (Bkz., EK: 1)[5]. Şüphesiz, bu rakam kesin şehit sayısı olmayıp, bizim ulaşabildiğimiz yazılı kayıtlardan çıkan sonucu ifade etmektedir. Ama bunun yanında kayıtlara girmemiş veya o günlerin olağanüstü şartları içinde bize ulaşmamış kayıtların da olabileceğini düşünecek olursak bu karamın çok üstünde şehitin çıkması kuvvete muhtemeldir.

Biraz aşağıda vereceğimiz şehit listesinin tespitinde esas olarak Bodrum Nüfusu ve Vatandaşlık Müdürlüğü Vefayata Mahsus Vukuat Defterleri ile MSB.’nin kayıtlarından faydalandık. Milli Savunma Bakanlığı 1998’de büyük bir sabırla yalnızca Çanakkale muharebeleri değil 93 Harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı Rus savaşından Kıbrıs Barış harekatına kadar iç güvenlik de dahil verilen şehitlerin il il listesini hazırlamış ve 5 cild halinde yayınlanmıştır[6]. Bir gayret ve mesainin ürünü olmakla birlikte, sözkonusu yayında küçümsenemeyecek oranda eksikler ve hatta bazı yanlış bilgiler de bulunmaktadır[7]. Ancak Vefayata Mahsus Vukuat defterlerinde bu eksikleri giderici ve tamamlayıcı verilere rastlamak mümkündür[8].

Balkan Savaşından Millî Mücadele sonuna kadar kayıtların tutulduğu Bodrum Vefayata Mahsus Vukuat Defterleri(2 adet; Defter no:1,2) tarafımızdan taranmış[9], ve buradan tespit ettiğimiz Çanakkale’de Şehit Olanlar listesi, MSB’nin sözkonusu yayınıyla da karşılaştırılarak son listeye ulaşmıştır. Bu çalışmalarımızda 192 şehit tespit edilmiştir.

Şimdi bu şehitler üzerinde bazı değerlendirmeler yapmak istiyoruz;

Çanakkale’de şehit olan Bodrumlular’ın şehir merkezi ile köylere göre dağılımı şu şekildedir;

Vefayata Mahsus Vukuat Defterinde Bodrum ilçe merkezinden mahallelerin kesin olarak belirtilmiş 33 şehit kaydı bulunmaktadır. Bu kayıtların dışında MSB Şehitlerimiz adlı eserden ise köy veya mahalle adı belirtilmemiş 26 şehit kaydı bulunmaktadır. Sözkonusu yayında köy isimleri genellikle belirtildiğine göre, bu 26 şehidin tamamının veya büyük bir bölümünün ilçe merkezinden olduğunu düşünmek akla daha yatkın gözükmektedir. Dolayısıyla ihtiyatı da elden bırakmamak kaydıyla Bodrum merkezden şehit olanların sayısı toplam 59 veya bu rakama yakın bir rakam olarak düşünülebilir. Ama biz burada mahalleleri kesin olarak bilenler üzerinde yani 33 şehit üzerinde tasnif yaptığımızda şu tablo ile karşılaşıyoruz;

Türkkuyusu mahallesi: 9, Çarşı mahallesi: 5, Umurca mahallesi: 5, Yokuşbaşı (Kislelik) mahallesi: 4, Yeniköy mahallesi: 4, Eskiçeşme mahallesi: 3, Tepecik mahallesi: 3 şehit bulunmaktadır.(Bkz., EK: 3, GRAFİK: 1)

Belde ve Köylere göre şehit dağılımı şöyledir; Turgutreis (Akçaalan-ı sağir, Akçaalan-ı kebir, Karabağ) 22, Yalıkavak (Dirmil-i kebir, Dirmil-i sağir, Geriş, Sandıma, Gökçebelen) 18, Ortakent (Ortakent, Müskebir-i kebir, Müskebir-i sağir, Yahşi) 13, Çömlekçi 9, Saz 8, Dağbelen (Girelbelen) 6, Mazı 6, İslamhaneleri, Gündoğan (Farilya) 5’er, Dere, Gümüşlük (Karakaya), Konacık (Çıkran), Mumcular (Mumcular, Sığıralan), Yalı 4’er, Bitez, Gürece 3’er, Gökpınar (Hatıplar), Karaova, Kemer, Peksimet, Pınarlıbelen, Türkbükü 2’şer, Karaca, Kumköy (Tahtacı), Tepecik 1’er şehit. (Bkz., EK: 4, GRAFİK: 2)

Bu tablo bize Bodrum merkezden en fazla Türkuyusu mahallesinden, belde ve köylerden ise, sırasıyla Turgutreis, Yalıkavak, Ortaken (yukarıda adı verilen o döneme bağlı köyleriyle birlikte) beldelerinden en fazla şehit verildiğini gösteriyor. Bu durum, sözkonusu köylerin o zamanki nüfusuyla alakalı olabileceği gibi, askere sevkiyat cepheleriyle de ilgili olabilir.

Şehitlerin isimleri de bize önemli mesajlar verebilir. Şehit isimlerine baktığımızda; Mehmet 28, Hüseyin 24, Ali 19, Hasan 21, Mustafa 18, İbrahim 12, Ahmet 11, İsmail 8, Süleyman, Mehmet Tevfik, Mehmet Ali 2’şer yerde geçmektedir. Bu isimlerin dışında 14 farklı isim bulunmaktadır (Bkz., EK: 5, GRAFİK: 3).

İsimler, şüphesiz bize toplumun tercihlerini, değer yargılarını ve hayat felsefelerini anlamadan önemli ipuçları sunarlar. Bodrum’da yoğunlaşan şehit isimleri, sosyolojik açıdan bu bölgede tipik Türk ailesi ve karakterinin varlığını ortaya koyuyor. Nitekim, Şehit anne ve eşlerinin adlarına baktığımızda da: Anne isimlerinin sırasıyla en çok Ayşe (43 yerde), Fatma (31 yerde), Hatice (22 yerde); Şehit eşi isimleri sırasıyla en çok Fatma (22 yerde), Ayşe (15 yerde), Hatice (10 yerde) isimleri geçmektedir. Bunun yanı sıra bölgeye mahsus olarak Ümmühan, Gülsüm, Penbe, Zeynep, Papatya, Türcain isimlerinin de yer aldığını gördük. Dikkat edilirse bu isimler Türkİslam kültürünün bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Bütün bu veriler, Tanzimat’la birlikte başlayan batılaşma süresinin bir sonucu olarak sivilizasyon’un - Batıya yakın ve sahil kazası olmasına rağmen- o dönemlerde Bodrum ve yöresinde etkinsin fazla olmadığı anlamına gelebilir. Çünkü sivilizasyonun etkili olduğu bölgelerde, isimler konusunda farklı tablolarla karşılaşmamız mümkündür.

Yine aynı çerçevede şehit lakaplarına bakmak istiyoruz; Bodrumlu şehitler arasında en fazla 4 şehitle “Nasuhoğulları” (Umarca mah., Konacık, Eskiçeşme m., Müskebir-i kebir, Ortakent, Yahşi) ailesi gelmektedir. “Betçelioğulları”[10] (Karakaya, Müskebir-i kebir), “Demircioğulları” (Türkbükü, Sazköy, Türkkuyusu mah.), “Giritli İbrahimoğulları” (Yokuşbaşı mah.) ve “Kadıoğulları” (Dereköy, Ortakent-Yahşi), sülalelerinin 3’er şehidi bulunmaktadır. Bunları 2’şer şehitle “Abdioğulları”, “Abdullahoğulları”, “Başimamoğulları”, “Celladoğulları”, “Çakıroğulları”, “Eğrioğulu”, “Giritlioğlu”, “Güncüoğlu”, “Hacı Ahmetoğulları”, “Hacı Mehmetoğulları”, “Hacıoğlu”, “Köseoğulları”, “Mahmutoğulları”, “Molla Mustafaoğulları”, “Osmancıkoğulları”, “Osmanoğulları”, “Tabakoğlu” lakaplı aileler takip etmektedir. Görüleceği üzere bu lakapların bazıları aynı yerde olduğu gibi, bazıları da farklı köylerdir. Dolayısıyla aynı lakaplı olan aileler, akraba olabilecekleri gibi, lakap benzerliği de muhtemeldir. Ama şu bir gerçek ki, Çanakkale’de aynı sülaleden birden fazla şehit düşen Bodrumluların sayısı az değildir. (Bkz., EK: 6, GRAFİK: 4)

Şehitlerin yaş durumlarına baktığımızda; 17 yaşından 46 yaşına kadar hemen her yaşta, Çanakkale’de şehadet mertebesine ulaşan Bodrumlular’a rastlıyoruz (Bkz., EK: 7, GRAFİK: 5). Şüphesiz bu durum ancak ulaşabildiğimiz yazılı kaynakların verileridir. Bunun ötesinde, sözkonusu yaşların altında ve üstünde şehitlerin olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü, daha önce de belirttiğimiz gibi kayıtlara girmeyen gönüllüler de çok idi. Nüfus faktörü ve buna bağlı yaş meselesi yakın tarihimizin ve özellikle varolma veya yokolma sınırına geldiğimiz 10 yıllık savaş döneminde fevkalade önemli sosyal boyutunu teşkil eder. Çanakkale’de şehit yaşının 15-16’ya kadar düştüğünü biliyoruz. Nitekim bu durum, Türk milletinde öyle derin izler bıraktı ki, “Hey onbeşli, onbeşli Tokat Yolları taşlı” mısralarıyla başlayan türkülere kadar girmiş bulunuyordu. Buradaki 15’liler o zaman için R. 1315 doğumlular olup 17-18 yaşındaki çocuklar idi. Çanakkale’de vakıa bu iken, tabii olarak Millî Mücadele’de şehit yaşı sınırı daha altlara inmiş bulunuyordu. 12-13 yaşındaki çocukların vatan savunmasında ve cephelerde görev aldıklarını biliyoruz. Hatta çocukların bu durumu destanlara kadar konu olmuş idi[11]. Bütün bu gerçekler, Birinci Dünya Savaşı ve arkasından başlayan Millî Mücadele’de insan gücü bakımından ciddi problemlerle karşı karşıya kaldığımızı gösteriyor. Hatta, Türk nesli biyolojik olarak bile devamı konusunda zihinlerde ciddi endişeler başladığını söylemek doğru olur. Millî Mücadele sonrası 10. Yıl Marşı’nda; “On yılda 15 milyon genç yarattık her yaştan” diye gümbür gümbür övünmemizin sosyolojik, psikolojik hatta biyolojik sebepleri bu endişelerde ve gerçeklerde saklı bulunuyordu.

Şark Meselesi çerçevesinde Anadolu’da Türk siyasî hakimiyetini kırmaya yönelik özellikle 10 yıllık savaş döneminde, Atatürk’ün deyimiyle müstevilere karşı verilen mücadelede belki de en önemli mesele insan kaynağı yani nüfus meselesi idi. Anadolu’nun hemen her yöresinde olduğu gibi, Bodrumlular da coğrafyanın vatan kalması için çocuk denecek yaşlarda şehitler verdiler.

Çanakkale’de Şehit düşülen muharebe meydanlarına göre de bir değerlendirme yapmak istedik. Buna göre, Bodrumlular Çanakkale’de daha ziyade Sığındere (37 şehit), Seddülbahr (20 şehit), Kocadere (19 şehit), Arıburnu (14 şehit), Anafartalar (8 şehit), Kerevizdere (8 şehit) mevkilerinde şehit olmuşlardır. Tabii ki bunun yanında Çanakkale’nin hemen her karışında Bodrumlu şehide rastlamak mümkün olduğu gibi, yaralanıp daha sonra hastanede şahadet mertebesine ulaşanlar da olmuştur (Bkz., EK: 8, GRAFİK: 6).

Çanakkale’de şehit olan bodrumlular içinde baba adıyla aynı adı taşıyanlar da dikkatimizi çekmiştir. Dağbelen (Girelbelen) köyünde Ahmetoğullarından 1891 (R. 1307) doğumlu Ahmet, Mazı köyünden Kalyoncuoğullarından Ali, Gündoğan (Farilya) köyünden Berberoğullarından Ali, Pınarbelen köyünden Göncüoğullarından Hasan, Turgutreis (Akçaalan-ı sağir) beldesinden Ahmetoğullarından Hasan, Türkbükü köyünden Demircioğlu Hüseyin, Konacık köyünden İbrahim, Gökpınar (Hatıplar) köyünden İsmail, Çömekli köyünden Mehmet, Mumcular beldesinden Molla Mustafaoğullarından Mustafa babalarıyla aynı adı taşıyan şehitlerdir. (Bkz., EK: 9, TABLO: 2)

Bu durumun bizim için fevkalade anlamlıdır. Bilindiği üzere, Türk toplumunda babası sağ iken çocuğa aynı ismi koyma adeti yok denecek kadar azdır. Genellikle, çocuk doğmadan babası ölmüş ise babasının hatırasına hürmeten aynı ad çocuğa verilir. Nitekim, bu şehitlerin çocuğunun babasına “mütevvefa” kaydı düşünülmüştür. Buradaki durumu, çocuk doğmadan babasının ölmüş olması -büyük ihtimalle savaşlarda şehit olmasıyla- çocuğa aynı ismin verilmesi olarak izah etmek akla daha yatkın gözüküyor. Çünkü, bu yıllar, Türk toplumunun 93 Harbi’nden itibaren (1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı) sürekli savaş halinde bulunduğu yıllardır. Cepheyi de Anadolu beslemektedir. Bu bakımdan, yukarıda adlarını verdiğimiz babasıyla aynı adı taşıyan şehitlerin büyük bir çoğunluğu için “şehit oğlu şehit” ifadesini kullanabileceğimiz kanaatindeyim. Bodrum, “şehit oğlu şehit”ler bakımından da dikkat çekiyor.

Bodrumlu şehitler içinde dikkatimizi çeken bir husus da kardeş şehitlerin varlığıdır. İslamhaneleri köyü Çakıroğulları sülalesinden Hasan ve Fatma’nın oğulları 1294 doğumlu Mahmut ile 1307 doğumlu İsmail 4 ay ara ile Çanakkale şehit oldular.

İncelediğimiz Bodrum Vefayata Mahsus Vukuat Defterlerinde şehitlerin medeni durumları hakkında da bilgilere rastlamak mümkün olmuştur.

Medeni durumla ilgili sütünda evli olanların hanımının adıyla birlikte kaydı düşülmüştür. Esinin adı yazılmayanlardan bazılarına “bekar”, “mücerred”, “yok” ifadeleri yazılmakla birlikte, bazılarının ilgili sütunu boş bırakılmıştır. Medenî ha sütunu boş bırakılan evli olanların eşinin adı yazılması daha akla yatkın göründüğünden, sözkonusu bilgi sütunu boş bulunanların büyük bir ihtimalle bekar olduğunu tahmin ediyoruz. İhtiyatı da elden bırakmamak kaydıyla bu tahminimizin doğruluğunu varsayacak olursak 192 şehitten 100’ünün evli (bir eşle), geri kalanın (44”ünün bekar kaydı var, 48”inin sütunu boş veya belli değil) bekar olduğu gözükmektedir. Bunu % ile ifade etmek gerekirse %52 evli, %48 (%23 + %25) bekar diyebiliriz. Ama yine de “medeni hal” sütunundaki bilgi eksikliğinden dolayı bir yanılma payının olabileceğini de dikkate alacak olursak belki bekar oranı %48 olarak kesin bir dille ifade edemez isek de yarıya yakının bekar olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. (Bkz., EK: 9, GRAFİK: 7).

Peki bu tablo bize neyi ifade etmektedir? Bilindiği üzere Osmanlı Devleti 19. yy.’ın başlarından itibaren Şark meselesi takipçisi emperyalistlere karşı sürekli savunma durumuna düşmüş idi. Özellikle 93 harbinden itibaren neredeyse sürekli savaş hali yaşanır oldu. Anadolu’da insan kaynakları gittikçe azalmaya başladı. Türk insanı genç yaşta vatan savunmasına koşmak durumunda kaldı. Belki de evlenmeye vakit bulamayanlar oldu. Çanakkale’de toprağa düşenlerin yarıya yakınının bekar olarak şehit olması, neslin devamı hususunda da bazı endişeleri beraberinde getirmektedir. Bu durum, Çanakkale zaferinin ne derece zorlu şartlar ve fedakarlıklar içinde kazanıldığını gösteriyor. Bu zorluklarda diğer vatan coğrafyalarında olduğu gibi, Bodrumlulur’ın da üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiğini görürüz.

Sonuç

İstatistiklerde 1920 yılı Bodrum kazası erkek nüfusu 8374 olarak gösterilmektedir[12]. Bu rakamı Çanakkale’de şehit olan Bodrumlular’a oranladığımızda aşağı-yukarı 40-45 kişide 1 kişinin Çanakkale’de şehit olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çanakkale savaşına katılıp yaralanan veya sakat kalanları da eğer hesaba katacak olursak bu oran daha da aşağıya düşer. Bu tablonun anlamı oldukça açıktır. Bodrum kazında hemen her sülaleden Çanakkale’de ya bir şehit verilmiştir ya da yaralanan, sakat kalan olmuştur.

Araştırmamız boyunca ortaya çıkan veriler bize, Çanakkale’de şehit olanlar kervanında Bodrumlular’ın önemli bir mevkiî işgal ettiklerini gösteriyor. Ancak tarih konularının bilimsel anlayış çerçevesinde çeşitli metot ve uygulamalar ile yeni nesle aktarılması, öğretilmesi gerekiyor. Bu metodların başta geleni belki de en etkili olanı ise, şehit isimlerinin kalıcı bir şekilde Bodrum merkez ve hatta belde ve köylerde yapılacak abidelere nakşedilmesidir. Bu ve benzeri uyğulamalarla tarih şuurunun ve milli sorumluluğun topluma kazandırılması sağlanmış olacaktır.

Millî hatıralara sahip olan, bu hatıraları ölüm-kalım fedakarlıkları pahasına elde etmiş bulunan milletler, o hatıra ve şerefleri ve ibret levhalarını gelecek nesilleri uyaracak ve bilinçlendirecek şekilde değerlendirmek ve onların vicdanlarına nakşetmek borcundadırlar. Millî hatıraları yaşamak, onları gönüllerde ve hafızalarda canlı tutmak, sorumluluk duygusu içinde alınacak tedbirlerle, yapılacak icraatlarla mümkün olur. Millî hafızaya sahip çıkmayan, onları yeni nesillere aktarmayı bilmeyen milletler, hassasiyet cevherlerini, yaşamak güçlerini, yükselme enerjilerini, hatta millet olma duygularını kaybederler.

Bu duygu ve düşüncelerle, Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünü idrak ettiğimiz böyle anlamlı bir günde, başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Atatürk olmak üzere vatan için toprağa düşmüş, şehit olmuş Bodrumluları ve bütün vatan evlatlarını saygı ile, rahmetle anıyorum.

EK: 1







Ek:2


EK: 3

EK: 4

EK: 5

EK: 6

EK: 7

EK: 8

EK: 9

EK: 10

* Bodrum Kaymakamlığı ve Bodrum Sanayici ve İşadamları Derneği’nce, 18 Mart 2006 tarihinde Bodrum’da düzenlenen “Çanakkale Şehitlerini Anma Paneli”nde tebliğ olarak sunulmuştur.

Kaynaklar

  1. Kesin olmamakla birlikte yabancı kaynaklarda verilen bilgilere göre, İtilâf Devletleri'nin kayıpları 205. 000 İngiliz, 47. 000 Fransız olmak üzere 252. 000 civarındadır. Türklerin kaybı ise, bazı kaynaklara göre 251. 309, bazılarına göre, 231. 187, veya daha farklı rakamlardır. Bkz., Genkur ATESE yay., Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt 3. Kısım Çanakkale Cephesi Harekatı, Ankara 1980, s. 499-500; Alan Moorhead, Çanakkale Geçilmez, (Tercüme Günay Salman), İstanbul 1972, s. 475; Fikret Günesen, Çanakkale Savaşları, İstanbul 1986, s. 357; Fahri Belen, 20’nci Yüzyılda Osmanlı Devleti, İstanbul 1973, s.271; İ. Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C. IV, s. 430.; Bu konuda en son yayınlardan olan MSB’nın Şehidlerimiz (Ankara 1998) adlı yayınında; Türk kaynaklarına göre İtilâf kuvvetlerinin kayıpları 180. 000 (İngilizler 155. 000, Fransızlar 25. 000), yabancı kaynaklara göre toplam 252. 000 (İngilizler 205. 000, Fransızlar 47. 000) zaiyat verdikleri; Türklerin ise 57. 263’ü şehit geri kalanı yaralı, esir ve kayıp olmak üzere 211.000 zaiyat verdikleri belirtilmektedir. Ancak buradaki şehit sayısının daha fazla olması gerektiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü, ileride tanıtacağımız gibi, bizim araştırdığımız bazı il ve ilçe Vefayata Mahsus Vukuat Defterlerinde bu sayı tarafımızdan 60 olarak tespit edilmiştir. (Nuri Köstüklü, “Çanakkale’de Şehit Olan Kadınhanlılar” Çanakkale Zaferi Paneli, 18 Mart 2005 Kadınhanı.)
  2. Bu değerlendirmeler daha önce tarafımızdan yapılmıştır. Bkz., Nuri Köstüklü, “Çanakkale’de Şehit Olan Yalvaçlılar”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, (Mart 2004), sayı:58.
  3. Tuncer Baykara, “Bodrum”, TDV İslam Ansiklopedisi, C. 6, İstanbul 1992, s. 248-249.
  4. Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı’nın diğer cepheleri ve Milli Mücadele’de şehit olan Bodrumlular üzerine yaptığımız geniş kapsamlı bir çalışmamızı yakında yayınlamayı ümit ediyoruz.
  5. Bodrum Vefatıyata Mahsus Vukuat Defterlerini esas alarak, Şehitlerimiz adlı yayını da gözden geçirerek tespit ettiğimiz liste Bkz., EK: 1; Bu listede vefat tarihi “rumi” tarih olarak yazılan Vefayata Mahsus Vukuat Defterlerinden; “miladi” tarih olarak yazılan ise Şehitlerimiz adlı yayından tespit edilenleri ifade etmektedir.
  6. MSB, Şehidlerimiz, C.1-5, Ankara 1998
  7. Bir fikir vermesi açısından Şehidlerimiz adlı yayında yer alan bilgiler ile Bodrum Vefayata Mahsus Vukuat Defterlerinde (=BVMVD) bazı karşılaştırmalar yapmak istiyoruz; Şehidlerimiz adlı eserde İlçesi Bodrum olarak belirtilen Çanakkale şehit olanların sayısı 112’dir (Şehitlerimiz, C. 4, s. 238-241). Ancak bu rakamın içinde mükerrer olanlar da bulunmaktadır (Mesela, s. 240, sıra no: 394 ve 396’daki kayıtlar).BVMVD 77 şehit daha fazla bulunmaktadır. Öteyandan, BVMVD’de şehitlerin medeni durumları ve anne adlarıyla ilgili bilgiler bulunurken, Şehidlerimiz’de bu bilgiler yoktur. BVMVD mahallinde tutulduğu için lakapların ve mahalle ait diğer bilgiler bulunurken, Şehidlerimiz’de bu bilgiler yoktur. BVMVD mahallinde tutulduğu için lakapla ve bazı isimlerde yanlış okunuşların bulunduğu görülmüştür. Mesela, BVMVD No. 1, s. 79, sıra no: 1912’de kayıtlı Bodrum Eskiçeşme mahallesinden Müderris Ali oğullarından Ali oğlu İsmail Hakkı’nın kaydı, Şehitlerimiz, C. 4, s. 240, sıra no: 390’da yoktur. Yanlış okumaktan kaynaklanan bu bilginin doğrusu “Müderris Ali Efendi oğlu”dur. Daha sonra bunun gibi çok örnek bulunmaktadır.
  8. MSB’nin Şehidlerimiz (Ankara 1998) adlı yayını ile, Vefayata Mahsus Vukuat Defterleri’nin bir kaynak olarak ayrıntılı bir mukayesesi için bkz., Nuri Köstüklü, “Balkan Savaşlarından Milli Mücadele’ye Şehitler Üzerine Yapılacak Bilimsel Araştırmada Metod ve Kaynak Meselesine Dair Bazı Düşünceler”, 9. Askeri Tarih Kongresi, 22-24 Ekim 2003, (İstanbul).
  9. Bodrum Vefayata Mahsus Vukuat Defterlerinden bazı örnek sayfalar için bkz., EK: 2, Bu defterlere ulaşmamızda bize fevkalade yardımları olan Bodrum Kaymakamı Abdullah Kalkan Bey’e, Türk tarihi ve kültürüne karşı gösterdiği alaka ve bilimsel araştırmalara verdiği destekten dolayı çok teşekkür ediyorum.
  10. Şehitlerimiz’de bu lâkap yanlış olarak “Bahçelioğlu” şeklinde okunmuştur. Doğrusu “Betçelioğlu”dur. Datça yarımadasının batı ucu Betçe olarak bilinmektedir.
  11. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Nuri Köstüklü, “Milli Mücadele’de Türk Çocukları ve Bir Destan”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Mart 1997, sayı: 37.
  12. Dr. Esad, Türkiye’nin Sıhhıyi İctimaı Coğrafyası Muğla (Menteşe) Sancağı, Öğüd matbaası, Ankara 1338.
  13. Tablo ile ilgili bazı açıklamalar yapmak istiyoruz. Tabloda; "Şehit olduğu tarih" sütununda yıl 1915 olarak yazılanlar "Şehitlerimiz" adlı yayından, rumi tarihli olanlar ise Bodrum Vefayata Mahsus Vukuat Defterlerinden (=BVMVD) tespit edilen şehitleri ifade etmektedir. Birinci sütunda BVMVD sayfa/defter numaraları, ikinci sütunda müteselsil numaraları verilmiştir. Yazının yıpranmışlığından okunamayan veya tereddütlü olan isimlere soru(?) işareti konmuştur. Kayıtlarda şehadet yeri Çanakkale veya buradaki savaş mahalli ismi yazılmakla birlikte Çanakkale kara savaşlarının bitiminden yani Ocak 1332 (1916) tarihinden sonraya rastlayan şehadet tarihleri bulunmaktadır. Öyle zannediyoruz ki, bu durumda olanlar ya savaşta ciddi yaralanıp tedavi sırasında hayatını kaybetmiş ya da nüfus memuru tarafından şehadet tarihleri yanlış yazılanlar olmalıdır. Bölgede yaptığımız incelemede Turgutreis Karabağ mezarlığında; üzerinde "Hatıplardan Çanakkale Şehidi Halil oğlu Muhittin Saygı, Doğum: 1915, Ölüm: 16.10.1994" ifadesinin yer aldığı mezar taşına rastlanmış, ancak Hatıplar köyü listesinde BVMVD'de Şehid Halil'in kaydına ulaşılamamıştır. Büyük bir ihtimalle ilgili defterlere kaydedilmemiş olmalıdır.

Şekil ve Tablolar