Adem Sağır, Zeynep Aktaş

Anahtar Kelimeler: Göç, Göçmen, Kültür, Romanya, Türkiye

1. GİRİŞ YERİNE: TOPLUMSAL BELLEĞİNİZİNDE

Halimat Bayramuk’un 1943 isimli romanı geçtiğimiz yüzyılın toplumsal belleğinden izler taşır: “Ağlayan yas tutan soğuktan moraran aç insanları kamyonlara yüklemeye başladılar. Gokka acı bir çığlık işitti. Ey ahali! Analarımızın babalarımızın yattığı mezarları terk edip gidiyoruz.” Toprağa aidiyetliğin geçmişten bugüne insan için en belirgin kimlik tanımlarından birisi olduğu düşünüldüğünde “toprağı terk etme” olarak görülen göçün ve göçle birlikte yaşanan süreçlerin toplumda yaratacağı etkilerin boyutu daha iyi anlaşılacaktır. Toprakla kurulan aidiyetlik, aynı zamanda vatan kavramının tanımlanmasında da önemli belirleyicilerden birisidir. Kuşkusuz geçtiğimiz yüzyılda yaşanan politik ve küresel değişmeler, kavramların tanımlanmasında ve kullanımında belirgin değişimlere neden olmuştur. Özellikle imparatorlukların dağıldığı bir yüzyılda milliyetçilik düşüncesinin kurucu değer olduğu politik sistemler, küresel çağın görünür biçimleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüz dünyasının “Suriyeliler” üzerinden yaşadığı yeni karşılaşma biçimleri de vatan, toprak, aidiyetlik, kültürel çoğulculuk gibi kavramları yeniden gündeme getirirken göç, mültecilik, zorunlu göçler gibi kavramları da tartışmaya açmıştır.

Artık küresel çağda da en sık gündemde kalan kavramlardan birisi göç, diğeri de göçlerle birlikte farklı yaşam mekânlarına giren göçmendir. Göç, insanların yaşamlarını bütün yönleriyle etkileyen toplumsal bir hareketliliktir. Bu hareketliliği betimleyen temel gösterge kişinin uzun süredir yaşadığı yeri, farklı gerekçelerle gönüllü olarak terk etmesi ya da zorunlu olarak terkedilmeye zorlanmasıdır. Bu hareketliğin temel öznesi olarak karşımıza çıkan göçmen geldiği yere yabancı olan kişidir. Yabancılık ilk olarak fiziksel mekâna duyulan duygusal uzaklıkla kendisini belli eder. Gündelik hayatta yaşanan aksamalar da çoğunlukla kültürel uzaklıkla ilişkilidir. Ancak bu uzaklıkların üstesinden gelmek için göçmenlerin kültürel anlamda kendilerine yakın ülkeleri tercih edebildiği görülmektedir. Nitekim Balkanlar ve Kafkaslar’dan Türkiye’ye doğru gerçekleşen göçlerde bu tercihin izlerini bulmak mümkündür. Böylece Osmanlı Devleti bakiyesi olan topraklarda yaşayan Türk ve Müslüman toplulukların Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kitleler halinde sığınmaları anlamlı durmaktadır. Avrupa’nın Osmanlı Devleti’ne takındığı politik tavır, ona ait olan bütün unsurların temizlenmesi şeklinde karşılığını bulduğu düşünüldüğünde göçleri anlamlandırmak makul bir karşılık bulmaktadır. Avrupa’nın Osmanlı bakiyesi yerlere takındığı temel tavır toplumsal belleğin temel taşıyıcıları olarak kültürel ve tarihsel mirasa yapılan saldırılar dışında, oralarda yaşayan toplulukların da sürgün edilme ya da göçe zorlanmaya maruz bırakılması şeklinde gerçekleştiği görülmektedir.

Yahya Kemal ısrarla “Türk’ün gönlünde bir dağ varsa orası Balkan’dır, nehir varsa Tuna’dır” diyor. Balkanlar, Rumeli ve Kafkaslar üzerine yazılan binlerce yazı ve şiir, Yahya Kemal’i onaylar biçimde buraların Türk’ün kalbindeki yerine gönderme yapmaktadır. Bu bölgenin uzun bir süredir Osmanlı hâkimiyeti altında kalışını ve Osmanlı’nın mimariden kültüre, dinden sosyal ilişkilere kadar damgasını vurmuş olmasıdır. Osmanlı Devleti’nin, Batı karşısında üstünlüğünü kaybetmeye başladığı 17. yüzyıl sonrası, Avrupa’da yaşanan değişimlerin Osmanlı coğrafyasını etkilediği bir dönemdir de aslında. Avrupa’da yaşanan iki önemli değişim dalgası sanayileşme ve Fransız İhtilali, geniş bir toplumsal tabanı etkilemesi bakımından Osmanlı Devleti’nin son dönemini de belirlemiştir. Özellikle ihtilalin getirdiği “milliyetçilik” düşüncesi, Balkanlar’dan başlayarak Doğu’ya ve Ortadoğu’ya doğru kayan bir toplumsal hareketlenmeyi tetiklemiş ve küçük bağımsız devletleri ortaya çıkmıştır. Bu olayların en büyük yansıması 1912 I. Balkan ve 1913 yılındaki II. Balkan Savaşları sonrası Balkanlar’da yaşanan değişimler olmuştur. Bu savaşlar, Balkanlar’da yıllardır süren huzur ve sessizlik döneminin yerine göçleri, ölümleri ve yıkımları bırakmıştır. Kitleler halinde Anadolu’ya sığınan Türk ve Müslüman topluluklar, Avrupa’nın yeni görüntüsünün oluşumunda da etkili olmuştur. Bu dalgalanmaların en belirgin niteliği, yeni bir devleti ortaya çıkarmanın kaygısını oluşturması olmuştur.

Kimlik ve kültür tartışmaları, küreselleşmenin birbirine benzettiği topluluk sayısı arttıkça daha yoğun bir şekilde gündemimizde kalmaya aday durmaktadır. Tartışmalar ön plana çıktıkça, toplulukların kendi tarihleriyle kurdukları ilişkiler de bir o kadar önem kazanmaktadır. Peki tarihle kültür ya da kimlik arasındaki ilişkileri kuran ve küreselleşmeyi de bu ilişkilerin başlatıcısı konumuna sokan temel güdüleyici neydi? Toplulukları belleklerini hatırlayıcı ve kuşatıcı bir bağlamda kurmaya zorlayan şartlar, hangi araçlarla açıklanabilirdi? Aslında bu sorulara yanıt vermek, tarihle sosyoloji arasındaki ilişkiyi yeniden gündeme getirmekle mümkündür. Sosyolojinin tarihten beklediği, bugünkü toplumsal yapıyı, geçmişte nasıl oluştuğu ve bugüne hangi araçlarla taşındığı sorunsalına yanıt vermektir. Tarihin sosyolojiyle ilişkiselliği ise mecburi bir yöndür; çünkü geçmişin anlamlı bir bütün olabilmesi ve tarihin kültürel belleği ayakta tutabilme potansiyelinin pratiğe dökülebilmesi için disiplinler arası ilişkilerin kullanılması şarttır.

Bu çalışma göçün ve göçün oluşturduğu değişimler üzerine sosyolojik bir çözümleme olarak kurgulanmıştır. Merkezine yerleştirdiği temel örnek olay ise 1934-1938 yılları arasında Romanya’dan yaşanan Türk-Müslüman göçleridir. Özellikle 93 Harbi’nden sonra önce Osmanlı Devleti’ne doğru başlayan göçler, Osmanlı coğrafyasında önemli bir kültürel etkileşimin başlangıcı olmuştur. Aynı kültürel etkileşimler Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonraki dönemlerde de gerçekleşen göçler aracılığıyla belli tarihsel aralıklarda yaşanmıştır. Cumhuriyet döneminde Romanya’dan gelen kitlesel göçler iki dönem olarak göze çarpmaktadır. Bunlardan ilki 1923-1933 dönemi aralığıdır. Diğeri ise 1934-1938 dönemleri arasıdır (Duman, 2008:28). 1930’ların başında Romanya’daki Türklerin yaşam şartları ağırlaşmaya başlayınca 1932 yılından itibaren Romanya’daki birçok Müslüman Türk’ün malını ve mülkünü satarak Türkiye’ye göç etmek için hazırlıklara başladıkları görülmektedir. 1933 yılında alınan tedbirler neticesinde kitlesel olmayan göçler, 1934 yılından itibaren yoğunlaşmaya başlamıştır ve 1938 yılına kadar devam etmiştir. Çalışmada tarihin bir döneminde yaşanan toplumsal karşılaşmaları, yazılı basın örneğinden hareketle çözümlemek amaçlanmıştır. Kurgunun merkezine Romanya’dan 1934-1938 yılları arasında Türkiye’ye göç etmeye zorlanan Müslüman Türkler yerleştirilmiştir. Bu çalışmada örneklem olarak 6 gazete seçilmiştir. Bu gazeteler Ulus gazetesi, Cumhuriyet gazetesi, Son Posta, Akşam, Tan ve İzmit merkezli yayın yapan Türk Yolu gazetesidir. Bu gazetelerin tercih edilmesindeki temel kriterlerden birisi ulusal çapta yayın yapmaları ve diğeri ise yayınlandıkları dönemde Türkiye’deki yazılı basının başat temsilcileri olmasıdır. Türk Yolu’nun tercih edilmesindeki özel neden ise gazetenin yayınladığı merkez olan İzmit’in Romanya’dan gelen göçmenlerin yerleştirildiği önemli bölgelerden birisi olmasıdır. Böylece çalışmada yazılı basından hareketle söylem çözümlemesini kullanılmıştır. Söylem analizinin takip ettiği izlek, göçmenlerin sevk süreçlerindeki olayların akışını aktaran olumlu ya da olumsuz tepkiler, göçmenlerin yaşadığı sosyal problemlerin sunumları, iskân bölgelerinde göçmenlerin karşılaştıkları belirleyici olgular, göçmenlerin halkın gündelik yaşamına etkileri, göçmenlerin aidiyetliklerini ve kimliklerini ifade edici kelimelerin kullanımları şeklinde pratiğe dökülmüştür. Çalışmanın nihai hedefi tarihsel dönem içerisinde Romanya’dan gelen Türkler üzerinden yaşanan kültürel ve sosyal karşılaşmaların medyada sunum biçimlerinden hareketle çözümlenmesi ve tarih-sosyoloji ilişkisinin bu karşılaşmalardan hareketle sunulması olmuştur.

2. ZORUNLU GÖÇLER, SÜRGÜNLER VE YOL HİKÂYELERİ

Göçler, tarih boyunca sıklıkla rastlanılan toplumsal olgulardan birisidir. Gönüllü ya da gönülsüz olsun hem bireysel bir hareket hem de sosyal bir hareket olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanların doğrudan katılımlarıyla gerçekleşen bu tür hareketler, toplumsal yapıyı ise dolaylı veya doğrudan etkilemektedir. Yer değiştirme hareketleri olduğundan serbest ya da zorunlu olsun sosyo-psikolojik süreçleri de beraberinde getirmektedir. Hepsinde bir hikâye, sürecin sonunda ise bir başkalaşma ve değişim söz konusudur. Kitlesel göç hareketleri, tarih boyunca dünyanın demografik yapısı başta olmak üzere, siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel yapılarını etkilemiş ve değiştirmiştir. Bu değişimden göç veren ülkeler ile göç alan ülkeler aynı derecede fakat farklı şekillerde etkilenmiştir. Genel olarak dikkate alındığında ise göçün yönünün, insanların bulunmuş oldukları yerdeki yetersiz fiziki ve sosyal şartlardan dolayı, şartları daha iyi yerlere doğru gerçekleştiği görülmektedir. Göçle ilgili eski ve yaygın olarak kullanılan kuramsal literatür, bu bağlamdan yola çıkarak itme ve çekme faktörlerini ön plana çıkartarak göç ve göç sürecini temellendirmiştir (Lee, 1966:47). Savaş, kıtlık, siyasi baskı ya da nüfus baskıları gibi etmenleri itme faktörleri arasına sokan ve bu göçleri zorunlu göçler olarak nitelendiren kuramlar; gelişen iş pazarı, daha iyi hayat şartları ve düşük nüfus yoğunluğu gibi etmenleri de çekme faktörleri olarak ele almışlardır.

Günümüzde ise küreselleşmeyle birlikte sınırların ortadan kalkması, bölgelerarası dengesizliklerin ortaya çıkması ve güvenlik kaygılarıyla birlikte göçler ve göçmenlik kavramları, eski kuramlardan farklı olarak ayrıca incelenen konuların başında yer almaya başlamıştır. Böylece göçler; “demografik, ekonomik, toplumsal yapıları değiştirme niteliğiyle hem de ulusal kimliğin sıklıkla sorgulanmasına yol açan kültürel farklılığı beraberinde getirmesiyle” de (Castles, Miller, 2008:7) farklı bağlamlarda tartışılmaya başlanmıştır. Kaya (2009:23)’nın da ifade ettiği biçimiyle özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında gerek ülke içinde gerekse uluslararası düzlemde gündeme gelen göç olgusunun aktörleri olan göçmenler, mülteciler, sığınmacılar ve onların çocukları küreselleşme süreçlerinden hem etkilendiler hem de bu süreçleri çok yakından etkilemişlerdir. II. Dünya Savaşı’ndan sonraki süreç kuşkusuz küreselleşmenin baskısıyla oluşmaya başlamıştır. Nitekim bu süreçle birlikte göç biçimleri yeni formlarda karşımıza çıktığı görülmüştür. Bu yeni formların genel eğilimleri ise daha çok toplulukların birbirleriyle etkileşimleri üzerine tanımlanmıştır (Castles, Miller, 2008:12-14). Artık gittikçe daha fazla ülkenin göç hareketlerinden eş zamanlı olarak ciddi şekilde etkilenmesiyle göçün küreselleştiği görülmektedir. Ayrıca göç sonrasında yaşanması muhtemel kültürel karşılaşmalarda sosyal bütünleşme, entegrasyon, asimilasyon ve çok kültürlülük gibi kavramların da yeniden gündeme alındığı görülmektedir.

Göç toplumların hayatında özel bir öneme sahiptir. İster zorunlu ister kendiliğinden gelişen bir süreç olsun, göçün sosyal ve fiziki çevre üzerinde etkisi büyüktür. Bu nedenledir ki toplumsal yapıyı ve kültürel değerleri derinden sarsan değişmelere neden olduğu görülmektedir. Göçün ortaya çıkaracağı sosyal hareketlilik, göç sebepleri, uyum, göçe neden olan kararların oluşumu, göç sürecindeki ayıklama safhaları ve sonuçları ile göç edilen ülke ve göçe kaynak olan ülke insanları üzerindeki etkileri gibi olgular geniş bir toplumsal alanı kapsadığından sosyolojinin de ilgi alanına girmektedir. Bu durum sosyolojinin alt disiplinleri olarak görülen değişim, kimlik, göç ve kültür sosyolojisi gibi alanlarda değişik başlıklarda çalışmaların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu disiplinlerde ön plana çıkan göç araştırmaları ise göçü en belirgin yönü olarak kabul edilen sosyal hareketlilik ve değişimle ilişkilendirmektedir. Bu şekilde düşünüldüğünde göç, belli bir mekânda yaşayan nüfusun belli bir kesiminin çeşitli ve farklı nedenlerle, bulunduğu yerden kalkıp başka bir yere yerleşmek üzere geçici veya nispeten sürekli olarak gitmesi (Akgür, 1997:41) anlamına gelmektedir. Bir başka tanımlamada ise benzer şekilde göç, coğrafi hareketlilik halindeki bir topluluğun bir bölgeden veya ülkeden diğerine hareket etmesi olarak tanımlanırken, tabii afetlerin, harplerin, tarımda makineleşmenin, genç nüfus baskısını, ekonomik sebeplerin ve terör gibi sebeplerin ise göçlere neden olduğu ifade edilmektedir (Erkal ve diğ.,1997:123-124).

Karpat’a (2003:3) göre, göç için asıl önemli olan nokta “yaşanılan yerden ulaşılmak istenen yere doğru hareket” olgusudur. Bu şekilde düşünüldüğünde göçün belli bir amaç ve yönünün olduğu görülmektedir. Tekeli’ye (2008:37) göç olgusunun hem bir sistem yönü hem de kişi yönü vardır. Göçün sistem yönü göç olgusunun nasıl ortaya çıktığını kapsarken, kişi yönü ise göç kararının nasıl alındığı, beklentiler ve göç sonrası uyum sorunlarını kapsamaktadır. Zira göç kararında pek çok faktör rol oynayabilmektedir. Bununla birlikte genel bir çerçeve içerisinde göç, Zanden’in de vurguladığı gibi, “iki temel neden üzerinde; çekici ve itici faktörlerin bir sonucu olarak ele alınabilir. Çekici faktörler yeni yerleşim alanlarının cazibesinin bir sonucu olarak etkili olurken, itici faktörler de bir zorlama sonucu göçe neden olmaktadır” (Zanden, 1996:373). Bir başka tanımlamada ise göç, birey ve grupların ekonomik, sosyal, kültürel vb. nedenlerden dolayı hayatlarının gelecekteki kısmının tamamını veya bir kısmını geçirmek üzere tamamen veya geçici olmak üzere bir iskân ünitesinden (köy, kasaba, kent gibi) diğerine yerleşmek kaydıyla yaptıkları coğrafi bağlamda bir yer değiştirme olarak (Akkayan, 1979:20) karşımıza çıkmaktadır.

3. TARİHİN İZİNDE: TÜRKİYE’DEN ROMANYA’YA

3.1. Romanya

Eflak ve Boğdan beylikleri, 1856’da özerkliklerini ilan edip 1862’de Romanya adı altında birleşti. Romanya’nın bağımsızlığı ise 1878’de resmen tanındı. 1944’teki Sovyet işgali sonrası Romanya bu devletle ateşkes imzaladı. Savaş sonrası Sovyet etkisiyle kral görevden ayrıldı ve 1947’de komünist Romanya Halk Cumhuriyeti kuruldu. Romanya 2000’li yılların başı ve ortalarında ekonomik kalkınma çabaları ile dikkat çekerken, demokrasinin gelişmesinde de ciddi mesafe kaydetmiştir. Ülke 2004’te NATO ve 2007’de de AB üyesi oldu. 2016 yılındaki verilere göre Romanya nüfusu 19.372.734 kişidir. Geçmiş dönemlerle kıyaslandığında Romanya nüfusunun gittikçe azaldığı görülmektedir[1] . Bölgenin Türklerin egemenliğine girişi, Osmanlı Devleti döneminde gerçekleşmiştir. Osmanlı Devleti, 1476’da Eflak’ı ve 1503’te Boğdan’ı aldı ve özerk prenslikler halinde kendine bağladı (Sancaktar, 2001: 45). 1877- 1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda bölgedeki Türk hâkimiyeti sona erdi ve Romanya Berlin Antlaşması’yla bağımsızlığını ilan etmiştir. Berlin Antlaşması, Balkanlar ve Kafkaslar’dan kitleler halinde Osmanlı Devleti’ne doğru kitlesel göçlere sebep olan bir başlangıç noktasıdır (Altuğ, 1966:845). Türkiye ile Romanya arasındaki yapılan ilk anlaşmaysa 11 Haziran 1929’da imzalanan İkamet ve Seyri Sefain Sözleşmesi oldu. Bunu 18 Eylül 1930’da “Mezarlıkların Muhafazasına Dair Antlaşma” takip etmiştir (İvgen, 2007: 49-50). Hamdullah Suphi döneminde Romen Dışişleri Bakanı N. Nitulescu ile Türkiye Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, Türk-Romen ilişkilerinin gelişmesi yönünde adımlar atmıştır (Ülküsal, 1966: 35- 36). Kuşkusuz Romanya ile Türkiye hükûmeti arasında yapılan göçmen anlaşmasının izlerini bu dönemde geliştirilen ilişkilerle açıklamak mümkündür. Nitekim 1934-1938 tarihleri arasında Romanya’dan Türkiye’ye yapılan göçlerde Romanya hükûmetinin süreci kolaylaştırdığı basında taranan haberlerde de karşılaşılan bir bağlam olmuştur.

3.2. Romanya’dan Türkiye’ye

I. Dünya Savaşı’ndan itibaren Romanya’da Alman, Macar, Rus ve Bulgarların ardından beşinci sırada Türkler azınlık olarak kalmıştı. Almanya, Macaristan, Rusya ve Bulgaristan sürekli soydaşlarını kışkırtırken Türk azınlığı (Hristiyan Gagavuzlar- Müslüman Türkler) devlete sorun çıkarmıyordu (Nayır, 1993: 111). Büyük kısmı Dobruca bölgesinde yaşayan Türklerin sayısı 1928 nüfus istatistiğine göre 171.298 kişiydi. Türk ahali genelde çiftçilikle ve hayvancılıkla geçindiğinden daha ziyade köylerde yaşıyordu. Kasaba ve şehirlerde yaşayanlar ise çarıkçılık, terzilik, berberlik, demircilik, marangozluk, kasaplık, nalbantlık gibi küçük sermayeli ve el sanatlarına dayalı işlerle meşguldü (Ural ve Kılınç, 2015:196). Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Romanya hükûmetleri azınlıklara yönelik asimilasyon politikası takip edince 1923-1933 yılları arasında 33.852 kişi Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır (Metin, 2011: 168). Çünkü 1930 yılları itibariyle Dobruca’daki Türkler nüfusun %21,2’sini oluşturarak etnik bakımdan kalabalık bir grubu meydana getiriyordu (Altuğ,1966:853).

1923-1933 yılları arasında yaklaşık 33.852 kişi münferiden Türkiye’ye göç etti. 1933’ten itibaren kalabalık gruplar halinde göçler başladı (Ülküsal, 1966: 182). Dönem süresince iki ülke arasında göç anlaşması olmaması ciddi sıkıntılar doğurunca 4 Eylül 1936’da göç hareketlerini düzenleyen bir mukavele imzalanmıştır. Mukavele metni muhacerat, “etnik köküne tekrar bağlanmak” gibi meşru bir amaca bağlandığı görülmüştür. Anlaşmaya göre Dobruca bölgesinde (Silistre, Pazarcık, Köstence ve Tulça) ikamet eden Türkler 5 sene içinde Türkiye’ye sevk ve nakil programı çerçevesinde göç edeceklerdir. Göçler için her iki tarafta komisyonlar kuracaktı. Göçmenler, şahsi eşyalarını, küçük ve büyük baş hayvanları, tarım aletleri ile 1.000 ila 2.000 ley arasında dövizle göç edebilecekti (Altuğ, 1966:854; Duman, 2008: 34-35). Kuşkusuz burada Türkiye Cumhuriyeti döneminde göçmen iskânını bir nüfus politikası olarak gerçekleştiğine de değinmek gerekir. Nüfusun artırılması politikası ile göç arasındaki kurulabilecek bir ilişki böylece 1923-1938 tarihleri arasındaki Balkan göçmenlerinin iskân çalışmalarının arka planında yatan düşünceyi deşifre etmektedir. Bir anlamıyla yapılan göçleri belli bir noktaya kadar hükûmetin teşvik ettiğini söylemek mümkün görünmektedir (Çağaptay, 2002:224). Ancak göç süreçlerinde dikkat edilen noktalardan birisi 21 Haziran 1934 tarihli İskân Kanunu’nda yer alan maddeye göre Türkiye’ye yerleşmek amaçlı gelen göçmenlerin Türk ırkından olması ve Türk kültürüne bağlı bulunması gerekiyordu (Duman, 2009:477). Böylece hangi coğrafi bölgeden geliyorsa gelsin göçmen olarak gelen nüfusa belli bir anlam ve değer atfedildiği görülmektedir.

3.3. Araştırmanın Metodolojisi

Araştırmada dökümantasyon ve arşiv taraması yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu andan itibaren ulusal medyanın başat araçları olarak göze çarpan Ulus, Cumhuriyet, Son Posta, Akşam, Tan ve İzmit merkezli yayın yapan Türk Yolu gazetesi seçilmiştir. Gazetelere 1934-1938 tarihleri arasında yayınlanmış olan sayıların taranmasıyla sınırlandırılmıştır. Sayıların taranmasında dikkat edilen temel bağlam, Romanya’dan Türkiye’ye yapılan göçlerle ilgili haberlerin tespit edilme kaygısı olmuştur. Haberlerin taranmasında kullanılan temel çerçeveleme kategorileri şu şekilde belirlenmiştir:

·Romanya’dan Türkiye’ye yapılan göçlerle ilgili her türlü bilgi

·Romanya’da yapılan göçlerle ilgili her türlü istatistik

·Romanya’dan gelen göçmenlere sağlanan kolaylıklar

· Göç sürecinde yaşanan yol hikâyeleri

·Türkiye’de yerleştirildikleri bölgelerde yaşanan karşılıklı etkileşimler

· Süreci yöneten veya takip eden devlet adamlarının izlenimleri

Çalışmada altı gazetenin seçilmesindeki temel kaygı, Romanya’dan Türkiye’ye yapılan göçleri adı geçen tarih aralığında geniş bir çerçevede çözümlemektir. Tarih aralığının uzun tutulması (1934-1938)’nde, bu dönemde yapılan göçlerin yoğun olması ve Türkiye’nin istihdam politikalarına ağırlık vermesinin şekillendirici bir alt varsayım olarak kullanıldığını vurgulamak gerekir. Seçilen haberlerde kullanılan dilin içeriği, toplumsal alanda karşılık geldiği yerler bağlamında analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Böylece gazetelerde keşfedilen haberler ve bu haberlere ait fotoğraflar, birer metin olarak kabul edilmiş ve çözümleme nesnesine dönüştürülmüştür.

4. ROMANYA’DAN GELEN TÜRK GÖÇMENLERLE TOPLUM ARASINDAKİ İLİŞKİNİN SOSYOLOJİK ÇÖZÜMLEMESİ

4.1. Türk Yolu Gazetesi

Türk Yolu Kocaeli’nde yayınlanan yerel bir gazetedir.TürkYolu’nu gazetesinin kurucusu aynı zamanda gazetenin başyazarı olarak göze çarpan kişi Rıfat Yüce’dir. Rıfat Yüce, kayıtlarda 1879 doğumlu İzmitli gazeteci yazar olarak geçmektedir. İttihat Terakki Cemiyetinin İzmit teşkilatında görev almıştır[2] . Türk Yolu gazetesi, 1934-1938 yılları arasında Türkiye’ye getirilen ve bir kısmının Kocaeli bölgesine yerleştirilen Romanya göçmenlerine de sayfalarında geniş yer ayırmıştır. Romanya’dan kitlesel göçün ilk başladığı zamanlarda Kocaeli bir iskân mıntıkası olarak düşünülmemiştir. Ancak başlıca iskân mıntıkası olarak belirlenen Trakya’nın nüfus bakımından doygunluğa ulaşması ve 1935 yılı içinde Doğu Anadolu’ya gönderilen göçmenlerin önemli bir kısmının yerlerinin beğenmeyerek geri dönmek istemesi Kocaeli’nin bir iskân bölgesine dönüşmesinin yolunu açmıştır (Duman, 2016:500-501). Duman’ın dönemin bir betimlemesini yaptığı göç ve iskân sürecinde Türk Yolu gazetesine Romanyalı göçmenler şu şekilde haber olmuştur:


Tabloda görüleceği üzere Türk Yolu gazetesinin arşiv taramasında Romanya’dan gelen göçmenlerle ilgili doğrudan 8 tane haber bulunmuştur. Bu haberlerin 2 tanesi göçmenlere dağıtılan gıdalarla ilgili iken, bir tanesi göçmenlerin Kocaeli halkıyla doğrudan karşılaşmalarıyla ilişkilidir. Haberlerin detaylarında, İzmit’e yerleştirilen Romanyalı göçmenlere Ziraat Bankasınca tohumluk ve yemeklik buğday dağıtılmasından, Kızılay’ın göçmenlere sunduğu hizmetlere kadar birçok nokta karşımıza çıkmaktadır. Gazetede “İlimize gelen göçmenler nerelere yerleştirildi” başlığı ile yayına giren haberde 3518 göçmenin köylerine gönderildiğinin bir önceki sayıda gönderildiğinden bahsedilmektedir. Bu göçmenlerin dağılımı gazetenin bülteninde şu şekilde verilmiştir:

Tabloda İzmit merkez de dahil olmak üzere köy ve mahallelerine yerleştirilen Romanyalı göçmen sayısının 864 olduğu görülmektedir. İzmit dışında göçmenlerin yerleştirildiği diğer nahiyeler ve göçmenlerin dağılımı şu şekilde karşımıza çıkmıştır.

Türk Yolu gazetesinde Kocaeli bölgesinde yaşayan yerel halk ile göçmenlerin karşılaşmaları üzerine “coşkulu” anlatımlara sıkça rastlamak mümkündür. Halkın büyük bir coşkuyla göçmenleri karşılamasından onların misafirhanelere yerleştirilmesine kadar gündelik hayatın her alanında karşılıklı bir etkileşimin olduğu görülmektedir. Nitekim taranan diğer gazetelerde bu karşılaşmalarla ilgili daha betimleyici açıklamalara rastlamak mümkündür.


Göçmenler için misafirhaneler hazırlanması, gündelik hayattaki etkileşimlerin önemli parçalarından birisidir. Ayrıca göçmenlerin eşya ve hayvanlarının İzmit’e getirilmesi ve köylere taksim edilene kadar birkaç gün İzmit’te misafir edilmeleri için vasıtalar ayarlandığını da görüyoruz. Yine aynı haberin detayında İlkbaharda ve münasip görülecek yerlerde köyler kurulmasının kararlaştırıldığı yazmaktadır. Haberlerin içeriğinde “göçmenler” başlıklarıyla karşılaşılan sütunlarda İzmit’teki göçmenlere yerel halkın verdiği tepkileri görmek mümkündür: “İzmit sokakları iki gündür kan kardeşlerimizle dolu”. “Kardeşlerimiz” ifadesinin gazetedeki haberlerin belirgin kısımlarında sıklıkla kullanıldığı görülmüştür. Kazım Dirik’in gazete sunduğu kısımlarda göçmenlerin kılık kıyafetleri ile ilgili “başlarında kulaklarına kadar geçirdikleri uzun kalpaklar, yakası tüylü az uzunca ceketler ve yassı burunları, çıkık yüz kemikleri ile yeni vatandaşlarımızı ilk görünüşte Eskimolara çok benzetiyorlar. Dış görünüşlerine rağmen içlerinin sıcak olduğundan bahsediyorlar. Türkçeyi peltek ve tatlı konuşuyorlar. Hoş geldiniz, nasılsınız? diye soranlara –Çok eyiyiz. Rahatız, devlet bize bir baba gibi bakıyor. diyorlar. Ayrıca bu göçmenlerin de yanlarında da hayvanları, at, inek, koyunları da var” şeklinde detaylı bir betimleme olduğu görülmüştür. Göçmenler köylere gönderildi başlığı altında 3 farklı haberde göçmenlerin 3.518 olduğu bir önceki haberde söylendiğini fakat bu sayıyı 3.800’ün de üzerinde olduğunun giderek artacağının haberi veriliyor. Göçmenlerin hayvanlarına, göçmenlere verilen tahsisattan da bahsedildiği görülmüştür. Kızılay göçmenler için her gün sıcak yemek verildiği vurgulanmıştır.

4.2. Tan Gazetesi

Romanya’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne gelen göçmenlerin nakliye, yerleştirilme ve yerleştirildikleri bölgelerdeki insanlarla karşılaşmalarının sunulduğu haber biçimlerinde yoğun anlatımlara Tan gazetesinde rastlamak mümkündür. Tan, 1926-1935 tarihleri arasında Milliyet adıyla ve 1935-1945 yılları arasında İstanbul merkezli yayınlanan bir gazetedir. Başlıca tanınmış yazarları arasında Ahmet Emin Yalman, Zekeriya Sertel, Ömer Rıza Doğrul, Refik Halit Karay’dır. Arşiv taramasında Tan gazetesinde Romanya göçmenleri ile ilgili haberlerin tablo olarak şu şekilde göstermekmümkündür:

Haberlere bir bütün olarak bakıldığında göçmenlerin getirilişleri ve iskân ettirilme süreçleri karşımıza çıkan temel noktalardır. Ahmet Emin Yalman’ın iki baş yazısında Romanya göçmenleri ile ilgili analizlerle karşılaşılmıştır. Ayrıca göçmenlerin yerleştirildikleri evler başta olmak üzere onlara sunulan hizmetler de zaman zaman gazetede kendisine yer bulduğu görülmektedir. Tabloda özetle verilen haberlerle ilgili dikkat çekici detayları haber metinlerin içeriğiyle birlikte şu şekilde vermek mümkündür. Göçmenlerin “Müstahsil Vaziyete Geçmeleri” haberlerin içeriklerinde sıklıkla karşılaşılan temalardan birisidir. Yozgat göçmenleri ile ilgili yapılan haberlerden birisinde göçmenlerin evlerini kendi zevklerine göre düzenledikleri, diğeri ise evlerinin önünde yaptıkları bahçelerde sebze ve çiçek yetiştirmeye başlamalarıdır. Metinlerde kullanılan “Müstahsil” ifadesi de bu bağlamlarda karşılık bulmaktadır. Romanya göçmenlerinin getirileceği limanlarda büyük hazırlıkların olduğu haberlerde kullanılan temalardan birisidir. “İki Muhacir Kafilesi Daha Geliyor” şeklinde ifade edilen başlıklarda “daha” ifadesi Romanya’dan gelen göçmenlerdeki sürekliliğe vurgu yapmaktadır. Gazete Hisar Vapuru ile Tuzla’ya çıkarılan muhacirlerden bir grubun da görselini kullanmıştır. Haberin içeriğinde Tuzla’nın bir varış noktasından ziyade geçiş noktası olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Çünkü “memleketin farklı yerlerine sevk edilmeye” devam edilmektedir. Tuzla’da her aile için bir çadır kurulmuştur. Mekânda bulunan alanın ismi de “Göçmen Alanı” olarak adlandırılmıştır. Göçmen alanının metinden anladığımız kısmıyla bir içtima/bilgilendirme mahalli olarak adlandırılmaktadır. Burada göçmenlere gidecekleri yerlerin hayat şartları, coğrafi iklimi ve sosyal hayat hakkında bilgiler verilmekte. Kuşkusuz burada sistematik ve programlı bir destek ve sevkiyat politikasının olduğu anlaşılmaktadır. Göçmenlerin beslenmesi, yedirilmesi Kızılay tarafından üstlenilmiştir. Sağlık Bakanlığına bağlı olan iskân memurlarının da bu işlerin organize edilmesinde rol aldığı görülmektedir. Tahaffuzhanenin varlığı göze çarpar[5] . Yolculuk sırasında, yolcuları ve personeli arasında bulaşıcı hastalık görülen gemilerin karantina sürelerini geçirmeleri, gerekli sağlık önlemlerinin alınması ve hastaların sağaltılmaları için, büyük limanlara yakın kıyılarda kurulmuş olan sağlık kuruluşudur. Buradaki su sıkıntısı bahse konu olmuştur. Duman (2009:478) çalışmasında burada adı geçen Tahaffuzhanelerdeki süreçle ilgili olarak şu bilgiyi vermektedir. Tahaffuzhanelerdeki işlemlerin tamamlanmasından sonra; göçmenler tabiiyet beyannamesini imzalayarak bir muhacir kâğıdı almakta ve bu muhacir kâğıdı vatandaşlığa kabule değin nüfus hüviyet cüzdanı olarakkullanılabilmekteydi.

Haberlerin büyük bir kısmında gelen göçmenlerin sayılarından bahsedilmektedir. Örneğin haberlerden birisinde Hisar vapuruyla 403 Evlik,1457; Nazım vapuruylada 200 Evlik 834 Göçmen, bunların yanında 880 baş muhtelif hayvan 350’den fazla araba bulunuyor. Bunların sevk edilecekleri şehirler olarak Sivas, Niğde ve Isparta’nın adı geçmektedir. Daha önce göçmenlerin Kocaeli Bölgesi’ne yerleştirilmelerinin sebebi olarak verilen Trakya’nın nüfus doygunluğuna ulaşmış olduğuna dair bilgiye Tan’daki haberlerde görmek mümkündür. Kışın gelen göçmenlerin İstanbul-Silivri’ye yerleştirildiğini aktaran gazete, İstanbul ve Silivri’de göçmenleri yerleştirecek alanların kalmadığını vurgulamaktadır. Haberlerde iskân için seçilen bölgelerde göçmenlere özgü köyle yaptırıldığı vurgulanırken, tespit edilen yerlerin muhacirlerin iklim, ekonomik ve tarımsal sıhhi açıdan çok müsait yerler olduğundan söz edilmiştir. Köstence ve Varna’da vapur bekleyen göçmenlerin getirilmesinde bazı durumlarda yetersiz kalındığından söz edilen haberlerde vapurların kimi zaman bekletildiği kimi zaman da paralarını alamadıklarından dolayı göçmen taşımayı kabul etmediklerinden söz edilmektedir. Göçmenlerle ilgili ekonomik destekli haberler de önemli bir başlıktır. Vergi muafiyeti ve Ziraat Bankasının verdiği kredi destekleri bunlardan ikisidir.

“Göçmen ve çiftçiye verilecek topraklar”la ilgili haberlerde muhacirlere dağıtılacak topraklar konusunda hassas davranılacağı bildirilmektedir. Öyle ki haberde “millî toprak” olarak adlandırılan iskân için ayrılmış vilayetlerdeki toprakların sadece muhacirlere verileceği bilgisi sunulmaktadır. Romanya’dan getirilen göçmenlerin zaman zaman karşılaştığı ikamet sorunlarına değinilmektedir. Sağlık Bakanlığının ev sorununu çözmek için adım attığı ve bölgede yeni göçmen evleri yaptırdığı görülmektedir. Romanya’da getirilen göçmenlerin iskân ettirilmesi süreci boyunca Sağlık Bakanlığının titiz ve yoğun bir şekilde çalışarak başarılı bir şekilde yönettiği betimlenmektedir. Haberde etkileşimleri göstermesi bağlamında mahalli köylülerin muhacirlere verdiği desteğin altı çizilmektedir. Hayvanlara ait ihtiyaçlara çevre köylerin destek verdiği aktarılmaktadır. Duman (2009:483) Trakya’da yayınlanan Yeşilyurt gazetesindeki bir ilanı verdiği çalışmasında bu haberde geçen desteğin nasıl bir çehreye sahip olduğu da daha net anlaşılmaktadır:

“Dış ellerden anayurda muhacirlerimiz gelmektedir. Bunlar Trakya’mızın geniş topraklarını işleyecek; bu kollar yurdu zenginleştirecek, daha gönenletecektir. Bugün mini mini yavrularıyla ihtiyar sakat annelerle hatta bir kısım yardım isteyen bir dermansızlıkla aramıza karışacak soydaşlarımıza, kardaşlarımıza karşı yardım elini uzatmak borcu karşısındayız. Durmak yok, çalışmak, yardım için elden gelen ne varsa yapmak var, bu kardeşlik borcunun yapmağa bütün yurttaşlarımızı çağırıyoruz.”

“Göçmenleri memlekete getirmek için” başlığıyla yayınlanan bir haberde özetle vurgulanan nokta Sağlık Bakanlığının yaptığı bir onayı gündeme taşımıştır. Yukarıdaki tabloda yer alan “Göçmenler için yeni liste” başlığındaki haberde gelecek göçmenlerin İzmir, Aydın, Bursa, Sivas, Diyarbakır, Niğde, Amasya, Bilecik vilayetlerine yerleştirileceği söylenmektedir. Sayısal dağılım ise vilayet ilçelerine göre şu şekilde verilmiştir. İzmir merkeze 40, Foça’ya 65, Menemen’e 25, Sivrihisar’a 180, Kemalpaşa’ya 60, Urla’ya 110, Bergama’ya 85, Torbalı’ya 200, İçeli’ye 50, Manisa merkeze 35, Gördös’e 24, Turgutlu’ya10, Alaşehir’e 20, Akköy nahiyesine 50, Yenihisar’a 100, Doğanbekir’e 210, Sivas Sarıkışla’ya 175, Zara’ya 100, Bursa merkeze 35, Mudanya’ya 24, Söğüt’e 30, Bozöyük’e 5, Niğde merkez kazasına 200, Nevşehir’e 75, Amasya Merzifon’a 30, Diyarbakır’a 300 ev yerleştirilecektir. Tan’ın 14/5/1937 tarihli haberinde Romanya’dan bu yıl gelecek göçmenlerin sayısal dağılımıyla karşılaşılır. Habere göre 1937 yılına kadar Romanya’da Dobruca’dan Türkiye’ye 56 bin Türk göç etmiştir. Haberde 1935 ve 1936 senelerinde gelen göçmenlerin Romanya’dan nerelerden geldiklerinin dağılımı şu şekildedir.


Haberin detayında 1937 yılında Türkiye’ye gelecek göçmen sayısının 15000 olduğundan söz edilmektedir. Romanya’daki göçmenlerin 1935-1396 yıllarında mallarını mülklerini sattıklarını da haberden öğreniyoruz. Aynı tarihli gazetede Türkiye’nin sadece Romanya’dan değil Bulgaristan’ın Deliorman Havalisi’nden, Sumnu, Eskicuma, Razgrad mıntıkalarından Türkiye’ye göç etmek için hazırlık yapan insanların varlığı göze çarpmaktadır. Tan’ın “Yeni Haberler” sayfasında 19/12/38 tarihli haberin başlığı “Göçmenlere Modern Köyler Yaptırılıyor” şeklindedir. Aralık ayı olması nedeniyle göçmen nakliyatına ara verildiğinden bahseden haber göçmenler için ev yapıldığından söz etmektedir. Bu boşlukta haberde Ankara’nın Sincan köyüne Romanya’dan gelme 98 hanede 400 göçmen iskân edildiği bildirilmektedir. Bu göçmenlerden 255’i büyük, 145’i çocuktur. Göçmenlerin yanlarında bir damızlık boğa, 129 inek, manda, buzağı, 333 kıvırcık koyun, 91 araba, 4 pulluk ve ev eşyaları getirmişlerdir. Haberin detaylarında göçmenlere yaptırılan evlerin özellikleri vurgulanmaktadır. Kiremitli iki oda, bir ocaklı ayrıca bir zahire odası ve ahırı ihtiva ediyor. Bu şekilde yüz tane evin olduğu aktarılmıştır. Haberde Çanakkale’ye gelen 1600 göçmen için de benzer bir politikanın izlendiği görülmektedir. Gelibolu’da 481, Eceabat’ta 152, Bayramiç’te 15, Ezine’de 55, Çanakkale’de 44 ev yapıldığından sözedilmektedir.

Reşat Feyzi’nin yazısı Tan gazetesinde önemlidir. “1700 göçmen arasında Uzunca Bir Dolaşma” şeklinde sunulan yazıda göçmenlerin psikolojik ve sosyal durumlarına değinilmiştir. “…Vapur’dan inen kahverengi şalvarlı, siyah örtülü bir kadına sevinçle bağırıyor: Ana! Ana!!! Çocuğa sordum: Adın ne kızım? –Hanife, Nereden geliyorsun? Ta Romanya’dan… Çok uzaktan… İşte şu vapurla geldik.” Reşat Fevzi’nin rıhtımda yaptığı gözlemleri anlatırken kullandığı “Romanyalı kardeşlerimiz” ifadesi şüphesiz yazı boyunca dikkat çeken bir bağlamdır. Fevzi’nin rıhtımdakilerle yaptığı konuşmalarda gelen göçmenlerin “kendi milletimizin topraklarına gelmek için can atıyorduk” ifadelerini kullanmaları önemli bir noktadır. Reşat Fevzi yazısında Romanyalı Türklerin fizyonomisinin Türk ırkının bütün karakteristik hatlarını taşıdığını vurgu yapmaktadır. Romanyalıların duruşlarıyla “Orta Asya’dan haber getirmiş bir halleri” olduğu betimlemesi de yukarıdaki ifadelerine eklemlenir. Ahmet Emin Yalman’ın Tan gazetesindeki bir yazısı “Çok Yanlış Bir Görüş” başlığıyla göçmenlere değinen bölümlerden oluşmaktadır. Yalman yazısında Romanya, Bulgaristan ve Yugoslavya’dan Türkiye’ye gelmek için hazırlanan Türklerin oralarda yaşadıkları sıkıntılara değinmektedir. Türklerin bir lokma ekmek için çok zor şartlarda çalıştırıldığına dikkat çeken Yalman, Türkleri Türkiye’ye getirip kalkınma hamlesinde iş gücü olarak kullanılmasını talep etmektedir. Yalman, göçmen meselesinin ikinci beş yıllık kalkınma planının da bir parçası olması gerektiğine dikkatçekmektedir.

4.3. Son Posta Gazetesi

Romanya göçmenlerine dair gazete arşiv taramasında Son Posta gazetesi, diğer iki gazeteye göre Romanya göçmenleri ile ilgili daha fazla detay vermiştir. Son Posta Türkiye’de 27 Temmuz 1930 tarihinden itibaren yayınlanmaya başlamış ve 1960 darbesinden sonra kapanmış bir gazetedir. Kurucuları olarak Zekeriya Sertel, Halil Lütfü Dördüncü, Selim Ragıp Emeç ve Ekrem Uşaklıgil göze çarpmaktadır. Gazetenin taranan sayılarında karşımıza çıkan haberleri tablolaştırmakmümkündür.

Tabloya bakıldığında Son Posta gazetesinde Trakya ve İstanbul merkezli haberler göze çarpmakla birlikte dönem dönem Anadolu’nun farklı yerlerinden de göçmenlerin iskânlarıyla ilgili bilgiler verilmektedir. Haberlerle ilgili içerik bilgilerine bakıldığında dikkat çeken yönleri şu şekilde sıralamak mümkündür. Haberlerin büyük bir çoğunluğunda muhacirlerin iskânı için her türlü tedbirin alındığından söz edilmektedir. Muhacirlere iskân edildikten sonra arazi tahsis edileceği ve ev yapmaları için de malzeme verileceği belirtilmiştir. Trakya’ya yerleşmenin yoğun olması söz konusudur. Adnan vapuruyla 260, Nilüfer vapuru ile 410 muhacirin geldiği belirtilmektedir. Haberde bunların Tekirdağ’da iskân edileceği söylenirken, Köstence’de toplanmış 10 bin kadar muhacirin de beklediği ifade edilmektedir. Bir önceki habere istinaden Köstence’de bekleyen muhacirlerin bir an önce Türkiye’ye getirilmelerinden bahsedilmektedir. “Romanya’dan 50 Bin Göçmen Geliyor” başlığı çarpmaktadır. Alt başlıkta “Bunlar için Güzel evler hazırlandı” ifadesi kullanılmıştır. Haberin içeriğinde kullanılan ifadelerin Tan gazetesiyle kıyaslandığında daha yoğun bir aidiyet ve kimlik vurgusu taşıdığı görülmektedir. “Yabancı ülkelerde kalmış kardeşlerimiz Türkiye’ye dönebilmek için can atmaktadır” ifadesi Romanya’dan gelecek göçmenlere değer yüklü anlamı göstermesi bakımından önemlidir.

“Yalnız Çanakkale’ye 1484 Aile Yerleştirildi, Gelibolu’da Evler Tamamlandı” haberinin içeriğine bakıldığında en çok göçmen yerleştiren Gelibolu (650) göçmen ve Eceabat’ta (300) göçmen evi yaptırıldığından bahsedilmektedir. Haberin altı çizilesi noktalarından birisi de göçmenlere yapılan evlerin köyleri güzelleştirdiğinden söz edilmesidir. Son Posta gazetesinde “Göçmen Köyleri Nasıl Olacak?” başlığıyla Sağlık Bakanlığının örnek bir köy yaptırdığından söz edilmektedir. Bakanlık tarafından hazırlanan örnek bir maket köy Sağlık Sergisi’nde Ankara’da sergilenmiştir. “Göçmen Meselesi” haberinin alt başlığında “göçmenler için Beykoz’daki boş çiftliklerin alınması fikri vardır” ifadesi kullanılmıştır. Haberde göçmenlerin İstanbul’un köylerine yerleştirilmesi bahsedilmektedir. Son Posta gazetesinde beklenen yazı dizisi “Trakya Göçmenleri Arasında: Muharrimiz, Gelibolu’daki duruma hükûmetin dikkatini çekiyor” başlığıyla ve Naci Sadullah imzasıyla başlar. Gazeteci Gelibolu ile ilgili yaşanan durumu “insan buhranı” şeklinde özetlemektedir. Köstence’den getirilen göçmenlerin “ilaç gibi insan bekleyen Gelibolu sahillerine” indirildiğini aktarmaktadır. İnsan buhranını özetleyen ifadelerden bir diğeri de şudur: “Bursa vapuru, Bursa şehrinden daha kalabalıktı” yazı dizisinde 751 kişinin evvela metruk bir mağazaya koyulduğuyla karşılaşılmaktadır.

Gazeteci durumun vehametini gözlemleri ile anlatır: Çorapsız ayakları terlikli ve şalvarlı kadınlar, çorapsız, ayakları çarıklı şalvarlı erkekler ve aynı kılıkta çocuklar… Yazı dizisinde hayvanlarını da peşlerinden getiren Romanyalı muhacirler için dikkat çekici başka bir hayvan sevgilerine dairdir… Atlarını, öküzlerini, ineklerini bırakmaya kıyamazlar. Köstence’de titreye titreye ölmeye razı olurlar tek öküzlerinden ayrılmasınlar… Göçmenlerin hikâyeleri acı yüklüdür. Çoğunluk Köstence’de yağmurda çamurda nasıl beklediklerinin hikâyesini anlatmaktadır. Ancak geride kalanlarla kıyasladıklarında Türkiye’de olmanın bütün çektiklerini unuttukları görülmektedir.

Gazetecinin yaptığı yazı dizisinin sonlarına doğru “göçmen evleri kullanışlı değil” ifadesini görüyoruz. Evlerin sağlıksız olduğunu aktarıyor muhacirler. Hela yok, hayvan barınakları ile evler bitişik. Saman buhranı tehlikesi ile yiyecek sıkıntısının da yakın zamanda büyük bir problem olacağı aktarılmaktadır. Burada bir özeleştiri ifadesine rastlanır: “Biz onları dağlı, köylü sayıyoruz ve nerede olursa olsun barınabileceklerine, neyle olsa geçinebileceklerine hükmediyoruz.” Ancak yazı dizisinde göçmenlerle etkileşimlerin hangi düzeyde gerçekleştiğine dair net ifadelere rastlanmamıştır[6] .

İlk defa “ırk” kelimesinin kullanıldığı “Köstence’deki Irkdaşlarımız” başlıklı haber metninde kullanıldığını görmekteniz. Romanya’da bekleyen göçmenler arasında Bulgaristan’dan kaçarak Romanya’ya sığınan 1370 göçmenin de olduğunu haberin detayında görüyoruz. Haberde Nebi Süreyya ismine rastlanır. Köstence’de bekleyen 3000 göçmenin Silistre ve civar köylerden geldiğinden bahsedilmektedir. Haberde Köstence’deki hazırlıklar ve planlamalarla ilgili detaylar da göze çarpmaktadır. Konsolosluğun daha önce kiralanan iki hana ilaveten dört han daha kiraladığı aktarılmaktadır. Köstence Belediyesine yapılan müracaat sonrasında göçmenlerin barınabilecekleri boş mağazaları da göçmenlere tahsisi sağlanmıştır. Son olarak öğrendiğimize göre Köstence Türk Cemaati de iki camiyi “ırkdaşlarımıza” ayırmıştır. Haberde Silistre’den gelecek göçmenin kalmadığını öğreniyoruz. Bunların sayısı 5000 üzerindedir. Bunlara ilaveten Kaliakra’dan 2000, Tulça’dan da 200 göçmen gelecektir. Pasaport çıkartma izninin gittikçe zorlaştığından bahseden haber kış gelmeden bütün göçmenlerin taşınması gerektiğinden söz etmektedir. Son Posta gazetesindeki yazı dizisinin bir başka sayısında “göçmenlerin büyük derdi: Yiyecektir” başlığında hazırlanmıştır. Alt başlıkta “Trakya’mızın en büyük derdi de yolsuzluktur” ifadesi kullanılmıştır. Yazı dizisinde tarihsel belleğe ve Trakya insanının göçmenlerle etkileşimine de gönderme yapmaktadır: “Vakti ile düşman mermilerine göğüs veren bu istihkâmlar, şimdi de Romanya’dan, Bulgaristan’dan gelen göçmenlere kucak açmış.” Yazı dizisinde Romanyalı muhacirlerle karşılaşılan bağlam “Demirtepe, su, evlerinin tamamlanması Palavra’ya kalan muhacir köyü bu 54 haneli köyde 474 muhacir vardır. Hepsi de Romanya’dan bir sene önce gelmişler” şeklindeki ifadedir. Muhacirlerin devlet görevlilerinin ve halkın desteğiyle de kısa sürede evlerini kurup yerleştikleri aktarılmaktadır. Naci Sadullah’ın yazısında eleştirel noktalardan birisinin “Muhacirler ser verip sır vermemeye tembihlenmişler gibi” ifadesinde kendisini bulduğu görülüyor. Muhacirlerle görüşmeler sırasında “içi taşkın bir kadıncağızın boş boğazlılığı olmasaydı” şeklinde kullanılan aktarımda devletin vadettiği tohumların geç verilmesi, tohumların ellerine geçen tarihte de geç olduğu problemini görüyoruz. Açlık veya yiyecek sıkıntısının ilerleyen aylarda daha da büyüyeceği aktarılmaktadır. Bu konu ile ilgili muhacirlerden aktarılan ifade şu şekildedir: “biz dağda doğduk, dağda büyüdük. Ev olmasa da barınacak bir kovuk bulur soğuğa katlanırdık. Fakat açlık ayaza benzemez ki? Fazla mintanlarımızı, fazla şalvarlarımızı toplayıp arabaya doldurduk. Gelibolu’ya yolladık. Şimdi onlara da müşteri çıkmazsa ne yapacağız diye düşünüyoruz.” Muhacirler arasında tarla tohum metaforundan hareketle eğitim konusunda da problemli bir alanın varlığına dikkat çekilmiştir. “İnsan kafası, tarlaya benzer. Oraya da ne ekersen onu biçersin. Bizim kafalar kasımın altmışını aşmış tarlalara döndü, tohum tutmaz artık. Fakat bu gidişle, çocuklarımız da bize benzeyecek. İçimizde de bir muallim vardı. Burada bıraksalardı, biz onu beslerdik; o da çocuklarımızın kafalarını.” Naci Sadullah Daniş’in dikkat çektiği bir başka nokta ölüm oranlarıdır. 474 nüfusun 9 ayda 440’a indiği aktarılmaktadır. Daniş, aynı yazı dizisinde muhacirlerin kaldıkları evlerin içlerini de betimlemiştir: “Duvarlardaki çivilerde, kendi külahları ile hayvanların başlıkları yan yana asılmış. Un ile duvarlara gazetelerden kesme resimler ve yazılar yapıştırmışlardır.” Daniş, muhacirlerin estetiğe düşkün oldukları sonucunu çıkartıyor. Duvarlara yapıştırılan nesnelerden örnekler veren Daniş şu seçenekleri sunmaktadır: “Boyalı renkli krem şarap ilanlarını ve İstanbul’da ulusal bayramlarda gözlere çarpan bazı vecizeleri, tablo gibi, talik severler gibi çerçevelemişler. (…) Muhacirler sardalya kutularını doldurarak, mükemmel sigara tablaları bile yapmışlardır. Yatakları, kanepeleri, sandalyeleri yerlere serdikleri postlardan ibaret.” Naci Sadullah’ın yazısında muhacirlerin misafirperverlikleri ile ilgili de önemli bir detayvermiştir:

“… kadın koynundan, ucu düğümlü temiz bir mendil çıkardı. Düğüm çözülünce gizli münakaşanın garip mevzuunu tahminde güçlük çekmedim. Meğer bir servet gibi itina ile gizlenen mendilde çiğ kahve düğümlüymüş. Biçareler, taneleri bir düzineyi geçmeyen kahvelerini en fazla itibara, en fazla layık misafire ikram etmek istiyorlardı.”

Sadullah Naci’nin yazı dizisinin bir diğerindeki başlık “dört erkek bir yalakta yüz yıkıyorlardı” şeklinde sağlıktır. Daniş’in izlenimine dair alt başlığı ise şu şekildedir: “Hastalıktan bahsedecek oldum, mikrop da nedir? dediler.” Daniş’in izlenimi Trakya ili Demirtepe’dendir. Daniş bu yazısında bir önceki yazısında bahsettiği kahve muhabbeti ile devam eder. Hayvan ölümlerinin önemli bir problem olduğu ifade edilen yazı dizisinde sağlıkla ilgili durumların da probleme dönüştüğü aktarılmaktadır. Bir muhacir köydeki sıhhat şartlarının olumsuz olmasına karşı durumu şu şekilde özetlediği görülmektedir: “Doktorlar kolumuza budumuza tam iki defa aşı saldılar… İki aşıdan sonra hastalıktan korkumuz mu kalır ki?” yazı dizisinde umum müfettiş Kazım Dirik’in bölgeye geleceğinin ve bunun yarattığı heyecan dalgasından söz edilmektedir. Köydeki heyecanın sebebinin Kazım Dirik’in geleceği söylentisi ile ev yapma çalışmalarının hızlandırılması olmuştur. Naci Sadullah yazısının sonunda şu ifadeyi kullanır: Bütün Trakya’ya her gün üç kelimelik bir haber uçurmak: Kazım Dirik geliyor!! 15.11.1935 tarihinde Naci Sadullah’ın sayı dizisi “Bir türlü paylaşılamayan bir mahalle adı” şeklindedir. Haberin özetini ifade eden alt başlık “Muallimin bir Çin horozu getirmesi Evreşe’de bir hadise olmuş” şeklindedir. Habere konu olan tartışmaya girmeden yazı dizisinde ön plana çıkan noktaya değinmek gerekir. Adı geçen yer Evreşe’dir ve burada civar köylerden gelenlerle 20 evlik bir göçmen kurulduğudur. 19.11.1935 tarihli Naci Sadullah’ın yazısının başlığı “göçmen evlerine hela lazım mı, değil mi?” şeklindedir. Yazı dizisinde altı çizilesi detaylardan birisi muhacirlerin adları ile ilgili takıntılarıdır. Özellikle isimlerin Türkçe olmasına dikkat edilmektedir. Aynı yazı dizisinin sonunda “göçmenlerin taşınması meselesi” başlıklı küçük bir habere denk gelinir. Habere konu olan problem Romanya’dan göçmen taşıyan vapurların paralarını alamadıkları gerçekleridir. Özellikle Nazım ve Bursa vapurlarının acentaları yüklü miktarda birikmiş alacaklarının verilmemesinden dolayı artık göçmen taşımayacaklarını açıkladıkları görülmektedir. Naci Sadullah’ın “Trakya’da göçmenler arasında” serisine yedinci sayısındaki başlık park, stadyum, gençlik ve havailik şeklindedir. Naci Sadullah Keşan’daki göçmenlerin durumlarını Trakya’daki diğer yerlere göre iyi olduğunusöylemektedir.

Naci Sadullah’ın 21.11.1935 tarihindeki sekizinci yazısı dizisinin başlığı “Göçmeni rahatlandırmak pek kolay değildir” şeklindedir. Naci Sadullah Edirne’deki izlenimlerini aktarırken muhacirlerle ilgili kısımda şunları ifade eder: “Muhacirlere soruyorum: malın mülkün var mı diye. Yahu diyorlar gözümüzün mal mülk görecek hali var mı idi ki? Biz canımızı zor kurtardık!” Naci Sadullah, göçmenlerin ihtiyaçlarını yazdıkları dilekçeleri gündeme taşır. Ticaret için sermaye isteyen de var, işletmek için hazır lokanta isteyen de. Baklava, sinema bileti hatta gramofon bile isteyen var. Ancak yazarın dikkat çektiği önemli detaylardan birisi “hürriyete ve selamete kavuşmanın keyfi” ifadesi altı çizilesidir. Sadullah’ın kendisinin de bir göçmen olduğundan hareketle eski göçmenler ile yeni göçmenler kıyaslandığında yeni göçmenlerin her bakımdan şanslı olduklarına vurgu yapmaktadır.Çünkü eski göçmenlerin ansızın gelen misafirler gibi olduğunu söylemektedir. Ansızın gelen misafire hazırlıksız yakalanmak gibi: “Bu misal size habersiz gelmiş binlerce insanın yerleştirmenin zorluğunu anlatır.”


Zaman zaman karşımıza çıkan “Göçmen işleri” başlığındaki haberler göçmenlerin ülkeye getirilmeleri konusunda genel bir özettir. Haber içeriklerinde kışın yaklaşmasının önemli bir sorun olduğu dikkat çeken noktalardan birisidir. Kış nedeni ile Türk hükûmeti bu sene Dobruca muhacirlerinden özellikle mallarını daha evvel tasfiye etmiş 500 bin kişiyi kabul etmeye karar verdiğinden bahsedilmekte, bunlardan 2500’ünün zaten getirildiği aktarılmıştır. Geri kalan 5500 kişinin ise vapurlar gelinceye kadar Köstence’de camilere ve misafirhanelere yerleştirildiği, kış nedeniyle gelemeyecek olanların da korumaya alındığı dile getirilmiştir. Kızılay Tuzla, Derince ve İzmit’te aş evleri kurmuştur. Haberdeki altı çizilesi noktalardan birisi “ırkdaşlarımız ilkyaza kadar köylünün misafiri olarak oturacaktır” şeklindeki ifadedir. Yukarıdaki haber detaylandırılmıştır. Haberin başlığı “İzmit’te göçmenler halkla kaynaşıverdiler, çok itibar görüyorlar” şeklindedir. “Kan kardeşlerimizle dolu” bir İzmit gündelik hayatına dikkat çekiliyor. Gündelik hayatın Romanyalı göçmenleri devletin onlara “baba” şefkatiyle yaklaştığından bahsediyorlar. Kızılay’ın kurduğu aşevinin göçmenlere sunduğu hizmete değinen haber ayrıntıda şu ifadeyi kullanıyor: “Sıcak sıcak yemekleri midelerine indiren misafirlerin sevincini kaydederken Kızılay teşkilatının adını saygı ile anmak bir vatan borcudur. Yeni doğum yapan kadınlar üzerinden kimlik ve aidiyet vurgusuna ise şu şekilde rastlanılır. Türk suları ve Türk topraklarında hayata gözlerini açan bu bahtiyar yavrulara…” Halkın göçmenlerle etkileşimleri de dikkate değerdir. Esnaflar çay, kahve sigara ikram ediyor. Kadınlar kadınları ağırlayarak ziyafetler veriyorlar. Bir kardeş dayanışmasından bahseden haber, İzmit’te toplamda 3500 göçmenin iskân edileceği vurgusu yapmaktadır.

14 Ekim 1936 tarihli haberde “Anavatan’a kavuşanlar” şeklinde bir başlık kullanıldığı görülür. Mevzu bahis Romanya’dan getirilen göçmenlerdir. Haberin detayında “Romanya’dan gelen göçmenler Gemerek nahiyesinde davul zurna ile ve coşkun bir samimiyetle karşılandılar. Derhal yerleştirildiler” şeklindedir. Adı geçen yer Sivas’tır. 1500 Romanyalı göçmen Şarkışla’ya ve Gemerek’e yerleştirilecektir. Yerli halkın muhacirleri istasyonda şenliklerle karşılamış olması önemli bir detaydır. Halkın göçmenlerin misafir edilmesinde ve yerleştirilmesinde oldukça yardımsever olduğu da göze çarpan bir detaydır. Bitlis/Alhat’a ve civarına yerleştirilen göçmenler haber konusu yapılmıştır. Burasının yeniden canlandırılması için göçmenlere duyulan beklenti dile getirilmiştir. “Bitlis’e yerleştirilen göçmenlere büyük ümitler bağlandı” şeklinde verilen haberin detayında Bitlis’te üretime geçecek bir göçmen kitlesinin şehrin yüzünü değiştireceğine değinilmiştir. “Iğdır’a yerleştirilen göçmenler büyük bir enerjiyle çalışıyor” şeklindeki haberin içeriğinde de göçmenlerden beklentinin birbirinin benzeri olduğu görülmektedir.

4.4. Akşam Gazetesi

Romanya’dan Türkiye’ye getirilen göçmenlerle ilgili gazete arşivi taramasında bir diğer gazete Akşam’dır. Akşam gazetesinde yer alan haberlerin de diğer gazetelerle aynı paralelde konuları işlediği ve aktardığı görülmektedir.

Akşam gazetesindeki haberlerin de bir önceki gazetelere benzer şekilde “Köstence Göçmenleri”, “Rumen Göçmenleri” veya “Göçmenler” başlıklarının yoğun bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. Romanya göçmenleri ile ilgili genel eğilimler, sürecin nasıl yönetildiği, karşılaşılan sorunlar, hükûmetin iskân politikası gibi birçok temel noktanın haberlerin içeriğinde sıklıkla kullanılması söz konusudur. Haberlerin içeriklerinde özellikle dikkat çekilmesi gereken noktalardan bazılarını şu şekilde sıralamak mümkündür.

“Köstence’den göçmen getirmek işi güçleşti” haberinin detayında problemin vapurculardan kaynaklandığı görülür. Vapurcuların Romanya bankalarında biriken paraları alamadıkları bu nedenle eğer biriken paralar Türk parasına çevrilip ödemeler yapılmazsa nakliyat yapmayacakları bilgisi verilmektedir. Haberlerde vapurların sevkiyat konusunda önemli bir araç olarak kullanılması dikkat çeken noktalardan birisidir. Vapurların çalışmadığı durumlarda göçmen taşıma işinin büyük bir sıkıntı olduğu da göze çarpan detaylardan birisidir. Haberlerde bir bütün olarak Kızılay’ın sunduğu hizmetlerin “övgülerle” anıldığı görülmektedir. Kızılay’ın sunduğu hizmetin detayları şu şekildedir: “Göçmenler vapurdan çıkar çıkmaz doğruca sofralara oturmuşlar ve sıcak birer etli pirinç çorbası içmişlerdir. Akşam yemeğinde de etli kuru fasulye ile tahan helvası verilmiştir. Bundan başka ayrıca nüfus başına birer kiloluk ekmek dağıtılmıştır.” “Köstence Göçmenleri” başlıklı haberlerden birisi İzmit köylülerinin 3000 göçmeni kabul ettiğine dairdir. İzmit’te Halk Partisi’nin kongresinde İzmit valisi Bay Hamit’in konuşmasından satırlar sunulmaktadır. Vali toplantıdaki köy mümessilleriyle aralarında geçen diyalog verilmiştir. Vali bey, toplantıda hazır olanlara 3000 ırkdaşın köylerde yanlarına yerleştirilmeleri konusunda ne düşündüklerini sorar: “Kardeşlerimizi evlerimizde de barındırabiliriz.” Edirne’ye getirilen Romanyalı göçmenlerle ilgili paylaşılan bilginin altı çizilesi detaylarından birisi göçmenlerin halk tarafından büyük bir coşkuyla karşılanmış olmasıdır. Gelen göçmenler Köstence, Silistire, Totrakan şehir ve köylerindendir. Aynı dönemlerde Romanya’dan gelen muhacir haberlerine Bulgaristan’dan gelen muhacir haberleri de eşlik etmektedir. Örnek olması bakımından 18.04.1935 tarihli haberin gösterilmesi mümkündür. Haberin ana başlığı “Göçmenler anavatana hizmete geldik diyorlar” şeklinde verilmiştir. Burada geçen “anavatan” ifadesi olarak birçok haberde altı çizilen önemli kelimelerden birisidir. Kuşkusuz Osmanlı bakiyesi topraklarda bırakılan Türk ve Müslüman toplulukların Türkiye’ye dönüş hikâyeleri böyle anlamlandırılmaktadır. Göçmen kafilesinin başında bulunan Fehim Hüseyin, göç süreci ile ilgili duygularını şu şekilde aktarmıştır:

“Aylardan beri uğraşarak bu işte muvaffak olduk ve hasretini çok çektiğimiz anavatana nihayet kavuştuk. Bizim için bundan büyük saadet olamaz. Tanrı, başımızda bulunan büyük önderimiz Atatürk’e ve hükûmetimize uzun ömürler versin. Biz onların kuluyuz. Biz anavatanımız için her şeyimizi fedaya hazırız. Vatana hizmet etmeğe geldik.”

12 Ocak 1936 tarihli haberde Romanya göçmenleri ile ilgili karşılıklı etkileşimler aktarılmaktadır. Haberin başlığı “Romanya Göçmenleri Sabanca Halkına Teşekkür Ediyorlar” şeklindedir. Haberde Sabanca’ya gönderilen Romanya göçmenlerinden alınan mektupların içerikleri paylaşılmıştır.

“Bundan iki ay önce Romanya’dan göç ederek ana yurda kavuştuk. Cumhuriyet hükûmetinin topraklarına ayak basar basmaz konuk sever halkının ve işyarlarının sıcak kucağı yollarda yorgun ve argın geçen günlerimizi unutturdu(…) Sabanca nahiyesinin bütün halkı istasyona dökülmüş bizleri alkışlıyor, bağrına basıyor(…) Hayvanlarımızı günlerce beslediler ve odunumuzu verdiler, hazırladıkları evlere de yerleştirdiler.(…) Gücümüzün bütün zorluklarını bizlere unutturan sıcak kucak açan ana yurttaşlarımıza Türkiye Cumhuriyetinin memurlarına, hükûmetine ve Ulu Atatürk’e candan gelen saygılarımızı bildirmeği bir borç bildik.”

Hisar vapuru ile 2000 göçmenin Köstence’den getirileceğinden bahsedilmektedir. Yalnız aynı haberde vapur firmalarıyla yaşanan ihtilallerden dolayı 10000 göçmenin Köstence’de Türkiye’ye gelmek üzere beklediğinden bahsedilmektedir. Göçmenlerin ruh dünyasını yansıtan ifadeler yaşlı bir göçmenin dilinden dökülmüştür: “Oğul, yalnız bir isteğimiz vardı. O da şu şanlı bayrağımızın altında bulunmak ve onun gölgesinde ölmek istiyoruz.” Romanya’dan gelecek Türklere ait toprakların satılmasından elde edilecek gelirle göçmenlerin Türkiye’deki ihtiyaçlarının karşılanacağı bildirilmektedir. Silistre, Köstence, Tulça, Maçin havalisindeki Müslüman Türklerin tamamı getirilecektir. Nakliye yapılırken Türk hükûmetinin Romanya’da Türklere ait olan taşınmaz kültürel mirasın korunması hususunda da Romanya hükûmetine baskı yaptığından söz edilmektedir.

Akşam gazetesinde 17 Temmuz 1937 tarihindeki haber, göçmenler arasında izlenimlere dayalı bir şekilde hazırlanmıştır. “Güzel Trakya’da bir dolaşma: Trakya’da göçmen, devletin şefkatli eliyle okşanmış bahtiyar insandır” şeklindedir. Haberin alt başlığında; “devlet hepsini tepeden tırnağa kadar giydirmiş, ev ve toprak sahibi etmiş, tarlasına ekmek için tohum, toprağını sürmek için makine, hayvan vermişti” bilgisi paylaşılmıştır. Trakya’ya yerleştirilen göçmenlerle oranın manzarasının değiştiği ifade edilmektedir. Kuşkusuz fiziksel çevrenin değiştiğine yapılan vurgu haberlerin birçoğunda olduğu gibi burada da önemli bir vurgudur. Haberde yer alan önemli detaylardan birisi Muradlı’da görülen hareket ve canlılığın yerli halka katılan bu beş bin küsur muhacirin yarattığı yeni hayat olduğu vurgusudur. Haberin içeriğinde yer alan “... yalnız anavatanda yaşamak ve orada ölmek azmi ile malını mülkünü, velhasıl her şeyini feda eden bir göçmen” betimlemesi yapılmaktadır. Kuşkusuz haberin içeriğinde “devletin müşfik eli”ne yapılan vurgu da muhacir politikasının başarısına yapılan gönderme olarak akla gelmektedir. Sonuçta çalışkan göçmenler, kısa bir zamanda “müstahsil” vaziyete geçerek “acılarını unuttuklarından” söz edilmektedir. Gazetede sunulan haberler boyunca ilk defa göçmen evleri hakkında fiziksel betimlemeler bu haberde yer almıştır:

“… hepsi birer katlıdır, kırmızı kiremitli çadırları beyaz duvarları ve bahçeleri ile sıra sıra dizilen bu evler (…) bunların bazıları tek, bazıları çift kapılıdır. Çift kapılılar iki hane içindir. Her göçmen evi iki odalıdır. Biri oturmak biri yatmak içindir. Ayrıca evin arkasında göçmenin hayvanlarına mahsus bir ahır ve genelde dışarıdan yapışık muntazam yollu bir abdesthane, her evde bir bahçe içerisindedir” (Şevket Hıfsı Rado).

18.07.1937 tarihli yazı dizisi “göçmenler neler söylüyor” başlığıyla yine Şevket Hıfsı Rado tarafından yayımlanmıştır. Haberde Muradlı’da Atatürk’ün girdiği bir göçmen evden bahsedilmekte bu evin de Romanyalı bir göçmene ait olduğu bilgisi paylaşılmaktadır. Yazar o evin önüne dikilen bir abidenin üzerindeki dört satırı yazmaktadır: “Ey bahtlı göçmen, unutma 3 Haziran Yurdun en büyük insanı Konuk oldu evinize Sevgi sundu hepinize.” Evdeki göçmenler ise Atatürk’ün evlerine girdiği günün hatırasını şu şekilde anlatmaktadır:

“Atatürk trenden indi. Biraz yürüdükten sonra çevik bir hareketle kenar demirinden atlayarak doğru evimize geldi, biz sevinçten ne yapacağımızı şaşırdık (…) Masanın üzerinde duran kitaplardan üç tanesini çekti, karıştırdı. Bunlardan biri arıcılığa, diğeri ağaç yetiştirmeye, üçüncüsü de tavuk yetiştirmeye aitti. Çok memnun oldu (…)”

Yine Romanya’nın Koçmar köyünden gelen Raşid Koçan’a süreç ile ilgili şu bilgiyi aktarmıştır. “… bin kere şükrediyoruz. Bizim oradaki halimizi bilen bilir. Burada çok şükür mal mülk sahibi olduk. Gül gibi geçinip gidiyoruz. Bir evim, 20 dekar toprağım var. Allah devlete zeval vermesin.” Göçmenler arasında süreçle ilgili aidiyetlik bağlamında farklı hikâyeler anlatana da rastlamak mümkün. Rado, 4.5. çeşmeden su almaktan dönen bir ihtiyar nineye “burada nasılsın?” diye sorduğunda aldığı cevap şu şekildedir: “Aslan gibi iki oğlumu Bulgarya’da kaybettim. Onları bu şanlı devlete asker veremediğim için ağlıyorum.”

4.5. Ulus Gazetesi

Ulus gazetesi, 10 Ocak 1920 tarihinden beri Türkiye’de yayımlanan haftalık gazetedir. Ulus’ta Romanya göçmenleri ile ilgili verilen haberlerin sayıca fazla olduğu görülmektedir. İçerikleri diğer gazetelerle kıyaslandığında birbirine benzer olduklarıgörülmektedir.

Tabloya bir bütün olarak bakıldığında buraya kadar kategorileştirilen haberlerin “Göçmen İşleri” başlığında Romanya’dan getirilen ya da getirilecek göçmenlerin süreçleri anlatılmıştır. Haberlerden bazılarının içerikleriyle ilgili olarak şu noktalara dikkat çekmek mümkündür. “Her göçmen bir ev sahibi olacaktır” başlıklı haberde, şimdilik 10.000 ev yaptırıldığını ve bu evlerinde planlarının tamamen hazır olduğundan bahsedilmektedir. Ayrıca göçmen işine millî bir dava olarak ele alan hükûmetin ana yurda kavuşanların kendilerine ve vatana faydalı birer unsur olmalarını temin etmek için hiçbir fedakârlıktan geri kalınmadığının da bilgisi verilmektedir. Ayrıca göçmenlerin taşınması ve yerleştirilmesi işine sosyal bir iş olarak bakıldığını da yine aynı haberin detayında görebiliyoruz. Yine göçmenlerin taşınması ve yerleştirilmesi Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına devredildikten sonra mevcut idari ahlaka, işin sosyal mahiyetine uygun şekilde yapıldığı belirtilmektedir. F. Rıfkı Atay, “Muhacir ve göçmen” başlıklı yazısında göçmen ve muhacir kelimesi arasında yeni Türkçe’ye göre kıyaslama yapmaktadır. Muhacir, Osmanlı İmparatorluğu’nun bozgunlarını hatıra getirdiğinden bahseden Atay, Cumhuriyet için göçmen, büyük nüfus politikasının parçası olduğundan söz etmektedir. Haberin detayında bir diğer önemli başlık ise Trakya’nın ekonomik kalkınması bakımından peynircilik, koza ve ipekçilik hayvan ürünleri düzeltimi, ağaçlandırma, halıcılık tavşancılık, tavukçuluk ve konserveciler işlerine özen gösterilmesi olmuştur. Haberin sonunda bütün bunların haber değil aksine müjde olduğundan bahsediliyor. Trakya bayındır ve zengin olacaktır. Ekspres Trakya’yı geçerek İstanbul’a geliyor: Avrupa’dan Türkiye’ye girenler Cumhuriyet rejiminin büyük medeniyet ve insanlık davası ile ilk adımda karşılaşacaklarının haberini veriyor. Göçmen işleri başlıklı haberlerinden birinde Sıhhat Bakanı Dr. Refik Saydam’ın 1 yıllık çalışma planını aktarılmıştır:

“Bu sene getireceğimiz ve kabul edeceğiniz muhacirlerden 1. devre mürettep olan 5000 Bulgaristan ve 6000 Roma’ya göçmenleri Varna, Burgaz ve Köstence limanlarına yollanan iskân idaresince yollanan kiralanan vapurlar getirmiştir. Ayrıca muhacir muameleleri ve pasaport vizeleri biten ve hicrete hazırlanan kafileler doğruca Tuzla’ya getirilmektedir. Tuzla’ya gelen her kafileye ait şahıslara öncelikle sıhhi temizlikler yapılmakta ve eşyaları dezenfekte edilmektedir. Bu işlemlerden sonra Tuzla’ya memur edilen sari hastalıklar kontrolden geçen göçmenler eğer lüzum görülürse Haydarpaşa hastanesine sevk edildiği görülmektedir. Göçmenlerin bütün iaşeleri Kızılay tarafından yapılmaktadır. Peki, göçmenler nereye yerleştirildi. Haber yayın tarihine kadar Bulgaristan’dan 363 evde 1402 muhacir, Edirne ve Kırklareli yoluyla huduttan girmişler ve önce İstanbul’a oradan da Tuzlaya gönderilmiştir. Bunlar 2 defa vapur ile 1039 evde 3743 nüfus Romanya muhacir Köstence ve 3444 evde 1386 nüfus Bulgaristan muhaciri Varna Burgaz’dan doğruca Tuzla’ya gönderilmiştir. Tuzla’ya gelen bu kafilelerden 175 evde 711 nüfus Romanya muhaciri, Tokat vilayetine ve 418 evde 1640 nüfus Romanya muhaciri Yozgat’a, 160 evde 640 nüfus Kayseri vilayetine, 157 evde 661 nüfuz Bulgaristan muhaciri Kayseri’ye, eşya ve arabaları ile birlikte gönderilmiştir. Geride kalanlar ise her gün parti yollanacaktır. Diğer iskân yerleri, Tokat, Yozgat vilayetinin mürettebatı bitirildiğinden Kayseri ve Çorum vilayetlerine sevkiyata başlanmış ve iskân yeri olarak ayrılan Niğde, Konya, Bolu, Bilecik vilayetlerine sevkiyatı ise henüz başlanmamıştır. Ayrıca muhacirlere yemeklik ve tohumluk buğday istasyondan çıkar çıkmaz kendilerine teslim edilecektir. Ayrıca yola çıkan kafileleri müfettişler takip etmektedir.”

Bulgaristan ve Romanya’dan alınması gereken 25.000 muhacirden birinci parti olarak gelenler Tokat, Kayseri, Yozgat, Çorum, Bilecik, Konya ve Niğde vilayetlerine yerleştirilen muhacirlerin dağılımı şu şekilde; Tokat Merkez: 60 hane Romanyalı, 60 hane Bulgar toplamda 120 hanede 536 kişi; Tokat Niksar: 20 hane Romanyalı, 20 hane Bulgar toplamda 40 hanede144 kişi; Tokat Erbaa: 75 hane Romanyalı, 75 hane Bulgar toplamda 150 hanede 595 kişi;Tokat vilayetinde 350 evde 1434 kişi; Artuva kazasında: 20 Romanyalı, 20 Bulgar toplamda 40 hanede 159 kişi; Kayseri merkez kazasında 50 hanede 219 Bulgaristanlı, Develi kazasında 136 hanede 592 Bulgaristanlı, Pınarbaşı kazasında 597 hanede 2477 Bulgaristanlı, Bunyan kazasına 100 hanede 415 nüfus Bulgaristanlı, bu suretle gönderilen göçmen miktarı 883 hanede 3703 nüfus muhacir sevkedilmiştir.Yozgat merkez kazasına 200 hanede 777 Romanyalı ve 48 hanede 226 Bulgaristanlı 248 hanede 1003 kişi; Boğazlıyan kazasına 131 hanede 611 Romanyalı, Sorgun kazasına 70 hanede 263 Romanya ve 18 evde 56 Bulgaristanlı olmak üzere 88 hanede 319. Akmadeni kazasına 80 hanede 295 Romanya muhaciri ki bu vilayete 501 hanede 1946’sı Romanyalı ve 66 hanede 282 Bulgaristanlı olmak üzere toptan 567 hanede 2228 nüfus sevk edilmiştir. Çorum’un Alacadağ kazasında 299 hanede 1152, Sungurlu kazasına 9 hanede 29 nüfustan ibaret olmak üzere Ceman yakın, Çorum vilayetine bu 2 kazasına 308 evde 1181 nüfus Romanya muhaciri sevk edilmiştir. Bilecik merkez kazasına 5 hanede 25, Bozüyük kazasında 34 hanede 135, Söğüt kazasında 7 hanede 28, İnönü’de 5 hanede 15 olmak üzere 51 hanede 203 nüfus Romanya muhaciri sevk edilmiştir. Konya vilayeti Akşehir kazasında 245 hanede 1011’i Romanyalı 149 hanede 621’li Bulgaristanlı olmak üzere 394 hanede 1632, Çorum kazasında 195 hanede 820 Romanya muhaciri.

25.000 göçmenin geldiği bilgisine rastlanılan haberlerin birisinde, bu göçmenlerin 15.000’e yakını gelmiş, gelenlerin 3500’ü Urla iskân kampında Ege mıntıkasına, 5100’ü Tuzla kampından Anadolu’nun muhtelif vilayetlerine, Marmara Ereğlisi kampında 3500’den fazla göçmen Trakya ve civarına sevk edilmiştir. Ayrıca haberin yapıldığı ay içinde kalan 10.000 göçmenin de Türkiye’ye gelmiş ve yerlerine sevk edilmiş olacaklarından bahsedilmektedir. Ayrıca B. Çekmece civarına da göçmen ailesi yerleştirilmesi düşünülmektedir. Çekmece zengin zirai istihsal merkezi ve ihraç iskelesi olduğu göz önünde tutulursa 10.000 göçmen ailesi orada rahatlıkla yaşayabilir. Bulgaristan ve Romanya’dan gelenler, yurtta 40.000 göçmen var. Bu göçmenlerin çalışkan insanlar olduklarından bahsedilmektedir. Bu göçmenlere yerleştirildikleri mıntıka dâhilinde arazi ve fenni ziraat aletler dağıtılmıştır. Ayrıca “bu çalışkan vatandaşların gittikleri bölgelere örnek davranışlar sergilediklerinden” bahsedilmiştir. Türk köylüsüne “fenni ziraat aleti kullanmayı öğretmekte ve onlardan elde edilen faydayı canlı misal halinde” göstermektedirler. Aynı kaygıyı taşıyan yerliler göçmenlerden bir an önce faydalanmak istemektedirler.

50.00 göçmen daha ev sahibi oldu başlıklı haberde bir göçmen ailesinin bütün ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde ve modern bir tarzda yapılan bu evlerin her birinde büyük bir oda bir hol bir mutfaktan ve ahırdan oluşmaktadır. Evler bir dönüm arsa üzerine yapılmıştır. Evlerin ortasında bir cumhuriyet meydanı, bir anıt yeri, birde mektep için arsa ayrılmıştır. Göçmenler gelirken başlıklı köşe yazısında Yaşar Nabi Nayır, göçmenlerle ilgili şu bilgilere değiniyor. Üzerinde doğdukları büyüdükleri, gülüp ağladıkları, seviştikleri topraklardan bir daha dönmemek üzere ayrılmış uzaktan duydukları ana yurdun çağrısına uyarak göçmenin ana yurda dönmenin karışık hislerini hüzün ve sevinçleriyle dolu olarak geldiklerinden bahsedilmektedir. Türlü ekonomik sıkıntılar, yoksulları, aşağılanmalar içinde yıllar yılı yaşarken, her şeyden çok özledikleri Türkeli ve şefkati ile buluşmaktadırlar. Ayrıca hiçbir şeyin onlara yaşadıkları ülkede yabancı bir unsur sayılmak kadar ağır gelmemiştir. Kendilerinden olan bir ulusun arasına karışmak, kendilerinden olan topraklarda yaşamak için oba oba, köy köy yola dökülmüşlerdir. Göçmenlerin yerleştirildiği yerler hükûmetçe ayrıca halk evlerinde sıkı çalışmalarla yapılmaktadır: “Ana kartal yaralı yavrusuna daha büyük bir şefkat gösterir!”

4.6. Cumhuriyet Gazetesi

Cumhuriyet gazetesi, Türkiye’nin en uzun süreli yayın yapan gazetelerinden birisidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında kamuoyunun bilgilendirmesinde baskın bir rol üstlenmiştir. Öyle ki önceki gazetelerle kıyaslandığında Romanya’dan gelen göçmenlerle ilgili en faza haberi Cumhuriyet gazetesinin yaptığı görülmektedir. Ayrıca diğer gazetelerle kıyaslandığında verilen haberlerde göçmenlerin toplumsal etkileşimleriyle de ilgili detaylı haberler yeralmaktadır.

Tabloya bakıldığında genel olarak Cumhuriyet gazetesinde verilen haberlerde “göçmen” ve “muhacir” kelimesinin çok sık kullanıldığı görülmektedir. Diğer gazetelerde haberlerin verilme biçimleriyle Cumhuriyet kıyaslandığında Romanya göçmenlerinin yaşadıkları problemlerin daha görünür olduğu göze çarpmaktadır. Özellikle göçmenlerin taşınması sürecinde vapur şirketleriyle yaşanan anlaşmazlıklar veya problemler, gazetede kendisine geniş bir yer bulmuştur. Bir diğer önemli noktalardan birisi ise Türkiye Cumhuriyeti’nin göçmenlere yetemediğini gösteren durum olarak karşımıza çıkan Bulgaristan’a ve Romanya’ya artık göçmen göndermemeleri gerektiği bildirimleri de gazetede kendisine yer bulmuştur.

Haberlere bir bütün olarak bakıldığında “göçmen akını tekrar başlıyor” ifadelerinin kullanıldığı haberler Romanya’dan gelen göçmenlerin uzun bir süredir Türkiye’ye gelme çabalarını yansıtmaktadır. Ayrıca aynı dönemde sadece Romanya’dan değil Balkanlar’daki diğer ülkelerden de Türkiye’ye doğru göçler gerçekleştiği görülmektedir. Gazetede zaman zaman Romanya’dan gelen göçmenlerin dahil edildiği haberlerde “Balkanlar’dan gelen göçmenler” şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Haberlerde muhacirlerin söylemleri olarak yansıtılan ifadelerden birisi “Türk gibi yaşamak için Türkiye’ye gidiyoruz” biçimindeki kullanımlardır. Adı geçen haberlerden bir tanesinde “3.000 halis Türk’ün anavatana gelme sebepleri” şeklinde bir ifade göze çarpmaktadır. Yıl kıyaslaması yapan kimi haberde “geçen yıl gelenlere göre bu yıl ki göçmenler daha fazla göç etmek arzusu içindedirler” şeklinde kullanımlar mevcuttur. Haberlerin birkaç tanesinde “yeni vatandaşlar” ibaresine rastlanmış olması göçmenlere yüklenen misyonu da göstermesi bakımından dikkate değer bulunmuştur. Aynı şekilde “Romanya’dan ana yurda gelecek ırkdaşlarımız” ifadesinin de sıklıkla karşımıza çıktığıgörülmektedir.

Daha önceki gazetelerde rastlanılan Kazım Dirik isminin Cumhuriyet gazetesinde sunulan göçmen haberlerde sıklıkla karşımıza çıktığı görülmektedir. Kazım Dirik, Trakya Genel Enspektörü veya General şeklinde iki sıfatla kullanılmaktadır. Kazım Dirik, 1881 yılından Manastır doğumlu bir askerdir. Kazım Dirik’in de bir göçmen olması ve Balkanlar’ı oldukça yakından tanımaktadır. Bu nedenle Trakya’da bulunduğu sırada göçmenlerle çok yakın temaslar kurmuştur. Dirik’in de görev aldığı umumi müfettişlikler hükûmet adına bölgelerdeki memurların denetimini, halk ve hükûmet arasındaki iletişimi, kanunların ve tüzüklerin uygulanıp uygulanmadığının denetimi vb. gibi görevleri yerine getirmekle sorumludurlar[7] . Kazım Dirik’in göçmenlerle ilgili temel bilgilendirmelerinin sık sık Cumhuriyet gazetesine gündem konusu olduğu görülmektedir.

Cumhuriyet gazetesinde diğer gazetelere kıyasla Romanyalı göçmenlerle ilgili sevk ve iskân sürecinde karşılaşılan olumsuzluklar aktarılmıştır. Örneğin “Romanyalı göçmenlerin vaziyetleri çok fenalaştı” başlık haberin detaylarında bu noktalar karşımıza şu şekilde çıkmaktadır. Köstence’de bekleme sürecinin göçmenler için yıpratıcı olduğundan bahsedilmektedir. Göçmenlerin mal satma ve pasaport işleri ile ana vatana nakil işleri güç yürümektedir. Haberde Trakya Genel Enspektörü General Kazım Dirik’in yaptığı son Ankara seyahatinde göçmenler için kararlaştırılan tedbirler henüz uygulanmaya başlamadığı bildirilmektedir. Köylerden inen binlerce göçmen rıhtım üstünde açıkta kaldığı, bu yüzden mevcut vapurların masrafları zarar olduğu belirtilmektedir. Öyle ki rıhtım göçmenlerle dolu olduğu halde Bursa vapuru boş beklemiştir. Pasaport işlerinin yavaş gidişinden Romanya gazeteleri de bu durumdan şikâyetçi olduğu görülmektedir. Zorlukları anlatan bir diğer örnek haber ise “Göçmen naklinin iç yüzü sanıldığından daha acı” başlığıyla gözümüze çarpmıştır. Haberin detayları şöyledir:

“Biz denizde göçmenler rıhtımda günlerce beklediğimiz oluyor. Bir armatör; bu il zannedildiğinden çok daha önemli ve acıklıdır. Bu yıl göçmenlerin taşınması için beş vapur tahsis edilmiştir. Bunlar Nazım, Bursa, Adana, Adnan ve Hisar vapurlarıdır. İşler ters gittiği için sevkiyat olmadı. Bize Köstence’ye gidin dediler. Gittik rıhtımda binlerce göçmen bekliyordu. Muameleler bir türlü bitmediği için hareket edemiyorduk. Bu yüzden boş yere bekledik. Bazen göçmenlerin pasaport muameleri bitmiş oluyor. Trakya’daki yerleri hazır olmadığından oradan emir gelmedikçe hareket edemiyorduk. Göçmenlerin indirilmesi intizamla yapılmıyor. Binlerce göçmen bir anda rıhtıma iniyor. Muameleler bitince rıhtımda bekliyorlar. Vapurlar yetmeyince ecnebi vapuru kiralanmasına hayret ediyorlar. Köstence’ye üç günde iki vapur gidip gelebilir. Memlekete gelen ırkdaşlar fedakârlık yapmışlardır. Teşkilat göçmenler için yaptığı masrafı armatörlere yıkmaya çalışıyor. Böyle giderse hiçbir Türk vapurcusu bu şeriat içinde çalışmaya devam edemeyecektir. Bursa vapuru dün 900 göçmen getirmiş öğleden sonra bunlar Gelibolu’ya getirilmiştir. Nazimiye vapurun bu şartlar altında göçmen getirmesi beklenemez.”

Bir diğer sorunun ise muhtemelen Türkiye Cumhuriyeti hükûmetinin göçmenlerin iskânına yetişemediğine binaen “göçmen nakline son veriliyor” başlıklı haberlerdir. Bu başlıklı haberlerde hükûmetin Bulgaristan ve Romanya’dan pasaport verilmemesini istediği göze çarpmaktadır. 1699 göçmenin çektikleri başlıklı haberdeki detaylar ise şu şekildedir:

“Bir ay Köstence’de vapur beklediler. Karakışta Karadeniz de seyahat ettiler. Şimdi ise sevk edilmeyi bekliyorlar. Nazım vapuru ile gelen bu Silistreli göçmenlerin bir kısmı Sirkeci göçmen evinde bir kısmı da vapurlarda kışın bu soğuk günlerinde Trakya’ya sevk edilmeyi bekliyor. Mevsim gelmiş olduğundan bunlar kışı geçirmek üzere Silivri, Çatalca ve Çorlu’da muvakkaten metruk evlere yerleştirilecektir. İstanbul’dan ilk kafile yarın Trakya’ya yollanıyor. Harcayacak paraları kalmadığından zor durumdadırlar. Geçen sene göçmen kafilesinin sonu 2. Teşrinde alındığı halde, bu yıl 2. Kanuna kalışının sebebi ne olabilir. Göçmenler şöyle diyor, bize verilen hareket emri üzerine tarlalarımızı eşyalarımızı ve evlerimizi bırakarak nice nice zamandır yana yana hasretini çektiğimiz ana vatana kavuşma sevinci içinde bayramı bile beklemeden arife sabahı Köstence’ye doğru yola çıktık. Oraya varınca baktık vapur yok mecbur hanlara yerleştik. İki güne kadar vapur gelecek diyorlardı ama biz sabırsızlıktan çatlıyorduk. Bir hafta oldu, 15 gün oldu tam bir ay bekledik nihayet Nazım vapuru geldi bizi o kararsızlık içindeki cehennem azabından kurtararak ana vatana ulaştırdı. Ve gülüşerek ilave ediyorlardı. 1699 kişiyiz. Vapurda bir yavrucak rahmet-i Rahman’a kavuştu. Çok üzüldük, amma Allah’ın büyüklüğüne bak üç saat sonra gene vapurda bir yavrumuz dünyaya geldi. Böylece anayurda yine tam bir şekilde girdik. Bu tertemiz sevinç içindeki kardeşlere bakarken üzüle üzüle kendimize sormadan yapamıyoruz. Bu kişiler aylar önce her muamelesi ikmal edilmiş olan bunları kış bastırmadan sevk etmek mümkün değil miydi? Hele 1 ay önce Köstence hanlarında ha geldi ha gelecek diye vapur beklemenin manası nedir?”

Ancak kuşkusuz bu güçlükler Romanya göçmenleri ile ilgili genel tutumu değiştirmemektedir. “Romanya’daki ırkdaşlarımız hicrete hazırlanıyor. Yüzlerce yıldır Osmanlı İmparatorluğu’nun Tuna kıyılarında bekçiliği yapmış olan ve bugün de Romanya cenup sınırlarının sadık bir beldesi olan Dobrice Türkleri, yıllardır hasretini çektikleri öz anasının kucağına atılmak üzeredir.”

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Göç ve göçmenlik kavramları, günümüzde Suriyeliler üzerinden yoğun bir şekilde tartışılmakla birlikte göç etme, muhacirlik, sığınma vb. gibi toplumsal hareketliklerin tarihin büyük bir bölümüne hâkim olduğu görülmektedir. Bu çalışma göç kavramının tarih boyunca geçirdiği dönüşümlerden ziyade, göçün toplumsal gerçekliğe etkisini kendine özgül tarihsel bir kesit seçerek çözümlemiştir. Osmanlı bakiyesi toprakların Berlin Anlaşması ile birlikte karşılaştığı kitleler halinde göç etme, 1990’lı yılların başına kadar belli aralıklarla devam etmiştir. Özellikle Balkanlar ve Kafkaslar’dan kitleler halinde Türk ve Müslüman toplulukların Türkiye Cumhuriyeti’ne yerleşmek amacıyla sığındıkları görülmektedir. Cumhuriyet döneminin kuruluş yıllarından 1960’lı yıllara kadar nüfus politikalarının merkezine yerleştirilen göçmen iskânının sosyal ve ekonomik kalkınma bakımından Türkiye’nin önemli bir dinamiği olduğu görülmektedir. Böylece aslında Romanya dahil dışarıdan gelen göçmenlere misyon yüklendiği ve bu misyonun gerçekleşmesi için de her türlü maddi manevi desteğin verildiği görülmektedir. İncelenen 6 gazetede de yer alan haberlerin hemen hepsinde bu misyonun izlerini görmek mümkün olmuştur. Ancak daha sonradan ülkedeki nüfusun artışı, büyük kentlere doğru gerçekleşen göçler ve ekonomik problemler göçmen iskân politikasının nüfusu artırma misyonu olarak tercih dışı bırakıldığı bir dönem olmuştur. Göçmenlerin getirilmesi ve iskân edilmesi sürecinde 6 resmî kurumun birlikte hareket ettiği görülmüştür. Nüfus ve İskân Umum Müdürlüğü, Sıhhat Bakanlığı, Dış Bakanı, Trakya Genel Enspektörü, Deniz Ticaret Müdürlüğü ve Maarif Vekâletidir.

Çalışmanın amacı 1932-1938 yılları arasında Romanya’dan getirilen Türk kökenli kimseleri gazete haberlerinde de belirtildiği üzere ana vatana getirilme sürecini sosyolojik bir perspektif ile incelemektir. Çalışmada toplamda 6 gazete (Tan, Türk Yolu, Ulus, Akşam, Son Posta, Cumhuriyet) gazeteleri taranmıştır. Taranan haberlerde Romanya’dan gelen göçmenlerle ilgili metinler çözümlemenin merkezine yerleştirilmiştir. Göç ile ilgili olarak metinlerde karşımıza çıkan kavramların kullanım biçimleri şu şekilde özetlenmiştir: Göçmen, kendi ülkesinden ayrılarak yerleşmek için başka ülkeye giden (kimse, aile veya topluluk) muhacir; muhacir ise çoğunlukla göçmen kelimesiyle aynı bağlamda kullanılmıştır. Metinlerden hareketle göçün kavramsal karşılığı ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işi, taşınma, hicret, muhaceret biçiminde karşımıza çıkarken, hicret kelimesinin ise sıklıkla göçü ifade edecek biçimde kullanıldığı tespit edilmiştir. Metinlerde göçmenlerin etnik ve kültürel aidiyetliklerini ifade etmesi bakımından soydaş kelimesi aynı soydan olan kimse; kandaş aynı kanı taşıyan aynı soydan olanlardan her biri; ırkdaş ise aynı ırktan olanlardan her biri anlamlarında kullanılmıştır. Böylece Romanya’dan gelen göçmenlere atfedilen aidiyetliğin çoğu zaman “Türklük” üzerinden giden bir anlatı dili olduğu görülmektedir. Taranan haberlerde göçmenlerin dinî kimlikleri ile ilgili net ifadelerin kullanılmadığı ancak gelen göçmenlerin Türk ve Müslüman olduklarının net olduğu anlaşılmıştır.

1932-1938 yılları içinde sistemli bir şekilde Türkiye’ye getirilen göçmeler ile ilgili haberler 3 ana kategoride sınıflandırılırsa birincisi göçmenlerin Türkiye’ye gelmeleri, ikincisi göçmenlerin Türkiye’de iskân işleri, üçüncüsü ise göçmenlerin yaşadıkları sıkıntılar olarak ayrılabilir. Romanyalı göçmenler Türkiye’ye deniz yolu, Bulgaristan ve civarından gelen Türk asıllı göçmenler ise kara yolu ile gelmiştir. Dolayısı ile Bulgaristan’dan gelen göçmenler yurda giriş konusunda sıkıntı yaşamamışlarsa da iskân noktasında tıpkı Romanyalı Türkler gibi sıkıntı yaşamışlardır. Romanyalı Türklerin göç esnasında yaşadıkları sıkıntıları Romanya’da ve Türkiye’de olmak üzere iki kısma ayırmak mümkündür. Romanya’da yaşanan sıkıntılar; taşınmaz eşyalarını ucuz fiyatlara elden çıkarmaları, bu sıkıntı Romanya ve Türkiye arasında imzalanan anlaşma ile karara bağlanmıştır. Anlaşmaya göre taşınmaz mallar için Romanya Devleti fiyat biçecektir. Göç için hazırlıklar yapılması fakat rıhtıma varıldığında gemilerin ya olmayışı ya da varsa dahi hareket etmeyişleri, bu süreçte hanlarda veya sokaklarda konaklamaları, çeşitli hastalıklar mücadele içinde olmalarını gerektirir. Türkiye’ye geldiklerinde sağlık kontrolünden geçirilme süreci, Anadolu da yerleştirilecekleri yerlerin hazırlanması, evlerinin ayarlanması, alacakları yardımların hesaplanması, olası gidecekleri yerlerde yaşayacakları durumlardır. Göç etmek sadece yaşadığın yeri değiştirmek değildir. Yaşanan her şeyi arkada bırakıp yola çıkmak demektir. Romanyalı Türklerle Bükreş Büyükelçisi vasıtası ile irtibat kurulması onlara sunulacak olunan imkânlar dâhilinde yola çıkmaları aslında sonsuz bir güven ortamı gerektirir. Bu noktada ulus devletin önemini görmekteyiz. Romanyalı Türkler bir başka ülkeye değil haber başlıklarında verilen ana vatana dönüş söylemi ile Türkiye’ye gelmiştir. Ayrıca göçmenler tamamen kendi istekleri ile gelmektedirler. Kendi istekleri ile gelmeleri durumu tarihsel arka planda ulus devletin önemi açısında da önemlidir. Gazete haberlerinde sıklıkla göçmenlerin arzulu bir şekilde geldikleri vurgulanmaktadır. Ayrıca yola çıkan göçmenler için iskelede geçirilen uzun ve meşakkatli süreç düşünüldüğünde göçmenler gerçekten de kendi istekleri ile göç etmektedirler. Buradaki önemli noktalardan bir tanesi göçü teşvik ettirici unsurlardır. Göçmenler için Türkiye’de hazırlanan evler, vergi muafiyeti, verilecek olan araziler ana yurda dönüşün yolunu kolaylaştırmaktadır. Burada Türkiye’de her aileye ev verileceğini duyan göçmenlerin Köstence rıhtımında evlenip Türkiye’ye gelmeleri teşvik unsurunun etkisini gösterir.

Göç için Türkiye’de hazırlanan alt yapı ise sadece göçmenlerin iskân ekonomik işleri değil hali hazırda Türkiye’de yaşayan vatandaşları bu duruma hazırlamaktır. Haber başlıklarında sıklıkla kandaş, ırkdaş, soydaşların ana vatana dönüşünü konu alır. Ayrıca gelecek olan göçmelerin kişisel özelliklerinden de sıklıkla bahsedilir. Haberlerde kullanılan göçmen, muhacir arasındaki kavramsal ilişkide önemlidir (?) Gelecek olan göçmenler çalışkan, doğru, namuslu insanlardır. Ayrıca fiziksel özelliklerinde de yine şu şekilde bahsedilir. Boyları heybetli tam Türk gibi, hepsinin ekici olması ve yerel halkın onlardan öğrenecekleri çok şeyler olduğunun vurgulaması birbirini tanımayan soydaşların olası ön yargılarını kırmak için önemlidir. Ayrıca gelen göçmenlerin meslek gruplarına göre farklı teşvikler alması da söz konusudur. Zanaatkâr göçmenlere dükkân açma desteği verilmesi çiftçilere çift hayvanı ve tohum verilmesi gibi her meslek grubuna imkânlar dâhilinde destek verilmektedir. Gelen göçmenlere nüfus gücü açısından da bakıldığı zaman savaştan çıkmış olan yeni devlete taze kan arayışı olarak göçmeler oldukça önemlidir ve rahat olmalıdırlar.

Göçmenlerin uzun süreler limanlarda bekletilme sebepleri ikiye ayrılır: Vapurcu armatörlerin istedikleri ücretlerin verilmemesi ve Türkiye’de kalacak yerlerinin daha hazırlanmamış olmasıdır. Bu süreçte evlerini barklarını satıp limanda bekleyenlerin ana yurda girişi öncelik kazanmıştır. Bu süreçte yurda girişlerin kontrol altına alınması için Romanya ve Türkiye arasında gelecek olan göçmenlere Romanya’nın vize vermemesi kararlaştırılmıştır. Bu süreç zarfında ise armatörler ve vapurlar hazırlanmış, Anadolu’daki kalacak yerler düzenlemiştir. Romanya’dan Türkiye’ye gelecekler arasında Hristiyan Türklerin olması önemli bir husustur. Haberlerin detayın o Türklerinde tıpkı diğer Türkler gibi olduğu Türkçe bildikleri özellikle vurgulanmaktadır. Türkiye’de çıkan haberleri ve gazeteleri de takip etmektedirler.

Göçmen işleri ile ilk olarak Nüfus ve İskân İşleri Umum Müdürlüğü ilgilemiş daha sonra bu görev Sıhhat Bakanlığına geçmiştir. Sıhhat Bakanlığında gerekli olan alt yapının oluşturulması için geçen süreçte göçmen sevkiyatına ara verilmesine veya alımların azalmasına sebep olmuştur. Göçmenler için yapılan hazırlıklar Romanya’dan Türkiye’ye doğru görünürlüğünü daha çok arttırır. Limanda sağlık kontrolünden geçen göçmenler ve hayvanları için Türk Kızılayı yemeden içmeye pek çok alanda göçmelerin işlerini kolaylaştırır. Trenlerle yurdun muhtelif yerlerine sevk edilen göçmenlerin gidecekleri yerden başka yere gidemezler. Burada Türkiye’ye geldikten sonra isteyenin istediği yere gidebilmesinin önünün açılması hem devletin üzerindeki yükü azalmanın türlü yollarından bir tanesidir hem de göçmenin istediği yere gidebilmesinin de önü açmaktadır. Fakat burada istediği yere gidecek olan göçmelerin diğer göçmenlerle aynı hakka sahip olup olmadıkları hakkında kesin bir bilgiye rastlamak mümkün değildir.

KAYNAKÇA

Akgür, Zeynep Gökçe, Türkiye’de Kırsal Kesimden Kente Göç ve Bölgelerarası Dengesizlik (1970-1993), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1997.

Akkayan, Taylan, Göç ve Değişme, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1979.

Altuğ, Yılmaz, “Balkanlardan Ana yurda Yapılan Göçlerin Mahiyeti”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C 32, S 2-4, İstanbul 1996, ss.846-857.

Armaoğlu, Fahir, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Timaş Yayınları, İstanbul 2005.

Arslan, H. Çetin, Türk Akıncı Beyleri ve Balkanların İmarına Katkıları (1300- 1451), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2001.

Atabay, Mithat, “1877-1950 Yılları Arasında Çanakkale’ye Göçler”, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, S 3, Çanakkale 2005, ss.92-107.

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 1997.

Baydar, Mustafa, Hamdullah Suphi Tanrıöver ve Anıları, Menteş Kitabevi, İstanbul 1968.

Bozkurt, Giray Saynur, “Geçmişten Günümüze Romanya’da Türk Varlığı”, Karadeniz Araştırmaları, C 5, S 17, Ankara 2008, ss.1-31.

Castlas, Miller ve Mark J. Miller, Göçler Çağı, Modern Dünyada Uluslararası Göç Hareketleri, Çev. Bülent Uğur Bal, İbrahim Akbulut, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2008.

Castles, Stephen, “Towards A Sociology of Forced Migration and Social Transformation”, Sociology, Volume: 37, Number 1, 2003, pp.13-34.

Çağaptay, Soner, “Kemalist Dönemde Göç ve İskân Politikaları”, Toplum ve Bilim, S 92, İstanbul 2002, ss.218-241.

Dağıstan, Adil, “Hamdullah Suphi’nin Romanya Büyükelçiliği ve Gagauz Türkleri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C 18, S 54, Ankara 2002, ss.815-829.

Duman, Önder, “Atatürk Dönemi Romanya’dan Türk Göçleri (1923- 1938)”, Bilig Türk Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi, S 45, Ankara 2008, ss.23-44.

Duman, Önder, “Romanya’dan Kocaeli Vilayetine Göç ve İskân (1035- 1939), 2016, http://www.kocaelitarihisempozyumu.com/bildiriler2/42.pdf, Erişim Tarihi:10.04.2017.

Erkal, Mustafa, Burhan Baloğlu ve Filiz Baloğlu, Ansiklopedik Sosyoloji Sözlüğü, Der Yayınları, İstanbul 1997.

Geray, Cevat, Türkiye’den ve Türkiye’ye Göçler ve Göçmenlerin İskânı (1923- 1960), Ajans Türk Matbaası, Ankara 1962.

Gönüllü, Müzeyyen, “Dış Göç”, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, S 1, Denizli 1996, ss.94-105.

İçduygu, Ahmet ve Turgay Ünalan, Türkiye’de İç Göç: Sorunsal Alanları ve Araştırma Yöntemleri, Türkiye’de İç Göç, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul 1997.

İpek, Nedim, Rumeli’den Anadolu’ya Türk Göçleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1999.

İvgen, Ferhat, “1923-1960 Döneminde Türkiye’nin Balkan Politikası”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı, Eskişehir 2007.

Jackson, J. A., Migration, Logman, New York 1986.

Karpat, Kemal, Osmanlı’dan Günümüze Etnik Yapılanma ve Göçler, Timaş Yayınları, İstanbul 2010.

Karpat, Kemal H., Osmanlı Nüfusu (1830-1914) Demografik ve Sosyal Özellikleri, Çev.Bahadır Tırnakçı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, Ankara 2003.

Karpat, Kemal H., Balkanlarda Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara 2004.

Kaya, Ayhan ve diğerleri, Türkiye’de İç Göçler Bütünleşme mi Geri Dönüş mü?- İstanbul Diyarbakır Mersin, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2009.

Lee, Everett S., “A Theory of Migration”, Demography, Volume 3, No.1, 1966, pp.42-57.

Marshall, Gordon, Sosyoloji Sözlüğü, Çev.Osman Akınhay, Derya Kömürcü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara 1999.

Metin, Ömer, Atatürk Dönemi Türkiye Romanya İlişkileri (1923- 1938), Yayınlanmamış Doktora Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı, Ankara 2011.

Özgiray, Ahmet, “Türkiye- Romanya Siyasi İlişkileri (1920-1939)”, Türk Kültürü Araştırmaları (Orhan F. Köprülü’ye Armağan) Dergisi, Yıl: 34, S 1-2, Ankara 1996.

Sağır, Adem, Batum’dan Orta Asya’ya Bir Yol Hikâyesi (Sürgün Karadenizli Türklerinin Sosyal Yapısı), Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara 2012.

Sağır, Adem, Zorunlu Göçler, Sürgünler ve Yol Hikâyeleri (Ulupamir Kırgızları Örneği), Nobel Yayınları, Ankara 2012.

Sancaktar, Caner, “Balkanlarda Osmanlı Hâkimiyeti ve Siyasal Mirası”, ESAM Dergisi, C 2, S 2, İzmir 2007, ss.27-47.

Sarıkoyuncu, Ali, “Atatürk Döneminde Dış Türklere Yönelik EğitimÖğretim Faaliyetleri: Gagauz Türkleri Örneği”, 25-29 Ekim 1999 Atatürk 4. Uluslararası Kongresi, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 1999, ss.1317-1335.

Soysal, İsmail, Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları (1920-1945), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1983.

Sözen, Edibe, Söylem, ParadigmaYayınları, İstanbul 1999.

Tekeli, İlhan, “Osmanlı İmparatorluğu’ndan Günümüze Nüfusun Zorunlu Yer Değiştirmesi ve İskân Sorunu”, Toplum ve Bilim, 50, İstanbul 1990, ss.49-71.

Tekeli, İlhan (2008), Göç ve Ötesi, Tarif Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2008.

Ural, Selçuk ve Kılınç, Selçuk, “Türkiye-Romanya İlişkileri”, Kafkas Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, C 6, S 11, Kars 2015, ss.177-202.

Ülküsal, Müstecip, “Hamdullah Suphi Tanrıöver ve Dobruca Türkleri”, Emel Dergisi, Temmuz-Ağustos 1966, İstanbul 1996, ss.36-37.

Ülküsal, Müstecip, Dobruca ve Türkler, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayını, Ankara 1996.

Wacthel, Andrew Baruch, Dünya Tarihinde Balkanlar, Doğan Kitabevi, İstanbul 2009.

Zanden, Vander W. James, Sociology, New York: Mc Graw Hill. Inc. 1996.

Kaynaklar

  1. Bilgiler için bk. http://www.aljazeera.com.tr/ulke-profili/ulke-profili-romanya
  2. Türk Yolu’nun genel yayın grafiği ve Rıfat Yüce’nin gazete yazıları için daha ayrıntılı olarak şu esere bakmak mümkündür. Rıfat Yüce, Kocaeli Tarihi ve Rehberi, (der: Atilla Oral), Demkar Yayınları, İstanbul 2007.
  3. Kanunuevvel
  4. Kanunisani
  5. Göçmenlerin indirildikleri bu yerlerin hepsinde birer tahaffuzhane bulunmaktaydı. Bu tahaffuzhanelerde Kızılay ekipleri tarafından göçmenlerin temizlikleri, sağlık muayeneleri ve aşıları yapılmaktaydı. Tahaffuzhanelerde ayrıca göçmenlerin ellerindeki paraları Türk lirasına çevirebilmeleri için banka memurları da görevlendirilmiştir (bk. Duman, 2009:478).
  6. Naci Sadullah Danış 1907 yılı İzmir doğumludur. Halit Ziya Uşaklıgil amcasıdır. Latife Hanım da halasının kızıdır. Gazeteciliğe 1926 yılında başladı. Son Posta, Yedigün, Cumhuriyet, Havadis, Yeni Asır ve Ulus gazetelerinde yazdı. 1952’de yazıları nedeniyle tutuklandı. 1975 yılında İstanbul’da öldü.
  7. Kazım Dirik ile ilgili detaylı bilgi için bkz. Yeliz Batı, General Kazım Dirik ve Trakya Umum Müfettişliği, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı, Edirne, 2008.

Şekil ve Tablolar