ISSN: 1011-727X
e-ISSN: 2667-5420

Nuri Köstüklü

Anahtar Kelimeler: I. Dünya Savaşı, Türkler, Ilgın, Şehit, Çanakkale Muharebeleri

Giriş

I. Dünya Savaşı’nın çok önemli cephelerinden biri olan Çanakkale, daha sayısını bile tam tesbit edilemediği şehitlerle birlikte 211 bin civarında Türk askerine mâl olmuş[1]; fakat, tarihî Türk ordusu da ezici ve üstün düşmanını zayıf gücü, ama erişilmez imanı ile yenerek kahramanlıkları serisine bir yenisini katmıştı.

Çanakkale muharebelerinin sebeplerine bakıldığında, öncelikle I. Dünya Savaşı’nın sebepleri ne ise, aynı sebeplerin Çanakkale muharebeleri için de geçerli olduğu söylenebilir. I. Dünya Savaşı’nın çıkış sebepleri arasında; Avrupa’da değişen dengeler ve özellikle sanayi inkılabının patlak vermesiyle pazar ve hammadde ihtiyacının sömürgecilik faaliyetlerini kamçılaması, başta gelmekle birlikte, “Hasta Adam” Osmanlı pastasının paylaşma yarışı da şüphesiz bizim üzerinde duracağımız en önemli sebep olmalıdır. Meseleye Türkiye perspektifinden bakıldığında, I. Dünya savaşı, sonuç itibarıyla Anadolu’da Türk devletinin hakimiyetine son vermek anlamına gelen “Şark meselesi” nin hallinden başka bir gayeye matuf değildi. Şüphesiz, İttifak ve İtilaf devletlerinin kendi aralarında değişik sebeplere dayalı hesaplaşmaları vardı. Ama bizim açımızdan savaşın sebebine “Şark meselesi” noktasından bakmak gerekiyor. Durum bu olunca Çanakkale muharebelerinin temel sebebini, daha Osmanlı’ya resmen savaş açmadan bile Devletin başkentini ele geçirerek savaş dışı bırakıp Anadolu’da Türk hakimiyetine son vermek niyet ve sebeplerini öncelikle görmek gerekiyor. Bunun dışında, İngiltere ve Fransa o zamanda zor durumda olan Çarlık Rusyası ile doğrudan temasa geçip savaş güçlerini artırmak, Osmanlı Devleti’nin Süveyş kanalı ve Hindistan yolu üzerindeki baskısını kaldırmak ve Orta Avrupa’ya sızan Alman Avusturya ordularını arkadan çevirmek için bu harekatı gerekli görmüşlerdi. Öteyandan, Çankkalede elde edilecek başarı, savaşta yerini belirlemekte kararsız olan bazı Balkan ülkelerini de İtilaf Devletleri safına çekecekti.

İtilaf Devletleri bu düşüncelerle Boğazlara yönelik ilk hücumu 3 Kasım 1914’te başlattılar. Üstelik Osmanlı’ya resmen savaş ilan edilmeden 2 gün önce. Türk kuvvetleri de bu saldırılara hemen karşılık verdi. İlk İngiliz filosu Çanakkale Boğazı’nı kolaylıkla geçip İstanbul’a varacağını hesap ederek ve kendinden emin bir tavırla 19 Şubat 1915’te saldırıya geçti, Türk tabyaları bombalandı. Bu saldırılan Mart ayı başına kadar sürdürdülerse de bir sonuç alamadılar. İtilaf güçleri 17 Mart günü büyük bir saldırı planı yaptılar. Nusrat mayın gemisinin ve Türk topçusunun destanlaşan kahramanlıkları, pek çok düşman savaş gemisini Boğazın karanlık sularına gömdü. 18 Mart’ta İtilaf Devletleri hiç de ummadıkları büyük bir bozguna uğradılar. Bunun üzerine General Hamilton yönetimindeki Anzaklar ve diğer İngiliz ve Fransız kuvvetleri kara harekatına başladılar. Nisan’ın son haftasından itibaren Seddülbahr, Arıburnu, Kirte, Sığındere ve diğer mevkilere çıkarma harekatı başladı. Karadaki bu çarpışmalar değişik aralıklarla Ocak 1916 başına kadar sürdü. Bu çarpışmalarda Mustafa Kemal’in başında bulunduğu 19. Tümen Arıburnu ve Anafartalar’da, ve diğer mevzilerde çarpışan Türk ordusu adeta destan yazdı. Belki de İngiliz ve Fransızlar tarihlerinde görmedikleri bir yenilgiyi tadarak ve onbinlerce kayıp vererek adeta kanla sulanan Türk topraklarını 8-9 Ocak 1916’da terke mecbur kaldılar.

Zaferin Türk ve Dünya tarihine fevkalâde tesirleri oldu. Bu tesirleri veya sonuçları şu ana noktalarda toplamak mümkündür:

Dünya tarihi açısından baktığımızda;

1. Her şeyden önce şunu belirtmeliyiz ki, o zamana kadar “yenilmez” olarak bilinen İngilizler hakkındaki imaj sarsılmıştır. Bu durum sömürgelerdeki hürriyet hareketlerini ümitlendirmiş onlara moral kaynağı olmuştur. Bu bakımdan Çanakkale zaferi dünya sömürgecilik tarihinde bir dönüm noktası olabilecek özelliktedir. Nitekim İngilizler hakkındaki bu imajın sarsılmasının ilk meyveleri, Hindistan’da görülmeye başlandı ve İngiliz sömürgeciliğine karşı hürriyet mücadeleleri giderek arttı.

2. Çarlık Rusyası’na boğazlardan yardım gidemeyince, Bolşeviklerin işi kolaylaşmış ve Ekim 1917’de bir Bolşevik ihtilalinin gerçekleşmesinde belki de bu faktör önemli olmuştur.

3. Bulgaristan Osmanlı Devleti safında savaşa girdi.

4. Türkler açısından I. Dünya Savaşı 3 yıl uzamış oldu. Çünkü, İtilaf Devletleri’nin Çanakkale’de kazanacakları galibiyet, Boğazlar ve İstanbul’un ele geçirilmesiyle Osmanlı’nın o zaman savaş dışı kalması için yetecek idi.

5. “Hasta Adam” Osmanlı’nın bir başka ifadeyle Türk milletinin gücü, emperyalistlerce yeniden idrak edilmiş oldu.

Türk tarihi açısından bakacak olursak;

1. Bu zaferle birlikte Türk’ün kendine güven duygusu artmıştır. Bu durumun ileride başlayacak olan Millî Mücadele için bir azim ve moral kaynağı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü, 18.yy. ortaları ve özellikle Tanzimat’tan itibaren Osmanlı Devleti’nin sürekli gerileyişi ve mağlubiyetler, Türk milletinin psikolojisi üzerinde olumsuz tesirler bırakmış idi. Hatta yeni bir Türk Cumhuriyetinin doğuşunun moral temellerinin Çanakkale’de atıldığını söylemek gerçekleri ifade etmek olur.

2. İstanbul’un işgali, dolayısıyla Savaşı 3 yıl daha uzamış oldu.

3. Çanakkale Zaferinin belki de ileriye dönük en önemli sonuçlarından biri, bu zaferle birlikte Mustafa Kemal adının temayüz etmesidir. Nitekim, İstanbul’da bir dergi başarılarından dolayı Mustafa Kemal’in resmini kapak resmi yaptı. Şüphesiz bütün bu gelişmeler, ileride başlayacak olan Türk İstiklal Savaşı’nın liderinin ortaya çıkışının zeminini hazırlamıştır.

4. Bütün bu olumlu sonuçların yanısıra, Türk milletinin bu savaşta çok kayıp vermesi, özellikle yetişmiş, kalifiye insanların kaybı, Çanakkale’nin bir başka boyutudur. Öyle ki, verilen kaybı, o zamanın tahmin edilen 11-12 milyonluk Anadolu nüfusuna oranladığımızda 50-60 kişide 1 kişinin, bir başka ifade ile hemen her sülaleden şehit, yaralı veya kayıp verildiği rahatlıkla söylenebilir[2].

Türk tarihi açısından bu kadar önemli olan bir kahramanlık destanını acaba, bir sosyal tarih konusu olarak yeterince incelenebildi ve yeni nesle aktarabildi veya öğrenebildi mi? Bugün 95. yılı idrak edilen şu anlamlı günlerde Çanakkale zaferini millî tarih terbiyesi içinde, yeni nesle mesajlar verecek şekilde değerlendirebiliyor muyuz? Şüphesiz bu sorulara değişik alanlarda ve konularda yani yapılması gereken çalışmalar hususunda, Çanakkale Muharebelerinin kapsamlı bir kitabının yazılması, filmlerinin hatta çizgi filmlerinin yapılması, şehitlerin tespiti ve konuyla ilgili anıtların dikilmesi vb. daha pek çok farklı teklifler getirilebilir. Ama burada yalnızca, bildirinin konusunu oluşturan “şehitler” üzerinde durulacaktır.

Araştırmanın temel kaynağını Ilgın Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğü Arşivi’nde bulunan 1 ve 2 numaralı Ilgın Vefayata Mahsus Vukuat Defterleri (=KVMVD) oluşturmuştur. Aşağı-yukarı 20 yıldır araştırmalarımızda değerlendirdiğimiz ve literatüre tanıtmaya çalıştığımız, Vefayata Mahsus Vukuat Defterleri yakın tarihimizin özellikle şehitler üzerine yapılacak çalışmalarda önemli kaynakları arasında bulunmaktadır. Bir çeşit ölüm kayıt defterleri denilebilecek bu kayıtlarda, ölen kişinin ölüm sebebiyle birlikte, nerede, ne zaman öldüğü, medenî durumu, lakabı vb. diğer bütün kimlik bilgileri yer almaktadır[3]. Ilgın'ın şehitlerinin tespitinde fevkalade önemli olan bu defterler baştan sona incelenmiştir[4]. 293 sayfadan oluşan 1 Numaralı Ilgın Vefayata Mahsus Vukuat Defteri’nde müteselsil numarası belirtilmiş olarak 6880 kişinin kaydı vardır. Ayrıca son sayfada 10 kişilik ayrı bir kayıt daha bulunmaktadır. 2 Numaralı Ilgın Vefayata Mahsus Vukuat Defteri’nde ise 1 Numaralı Defter'in sıra numarasını müteakip ölüm kayıtları yapılmış olup 1933 yılı sonuna kadar olan ölümler kaydedilmiştir. 1 Numaralı Defter eski yazı rik'a hattıyla yazılmış olup, şehit kayıtlarının büyük bölümü bu defterdedir. 2 Numaralı Defter'de yeni harfler kullanılmış olup bu defterde sonradan yapılan şehit kayıtlarına rastlanmıştır.

Araştırmanın temel kaynağını oluşturan bu defterlerin yanı sıra, Milli Savunma Bakanlığı'nca yayınlanan Şehitlerimiz adlı dökümanter yayın da[5] gözden geçirilmiştir. Her iki kaynağın birlikte değerlendirilmesi sonucu ortak bir listeye ulaşılmıştır. Sözkonusu ortak liste üzerinden Çanakkale'de Şehit Olanlar ve Diğer Cephelerde Şehit Olanlar ayrı bir tasnife tabi tutulmuştur. Toplam 356 şehidin künyesine ulaşılmıştır.

Aşağıda verilen listelerde "ölüm tarihi” “Rumi” olanlar, KVMVD’den ulaşılan şehitleri, "Miladi” tarihle verilenler ise "Şehitlerimiz” adlı yayından yapılan tespitleri ifade etmektedir. Bunun yanı sıra "italik” yazılan künyeler, "Şehitlerimiz”de de olup ama ayrıntılı bilgilerine KVMVD’de ulaşılanları göstermektedir. Toplam listelerde Çanakkale’de şehit olan 356 kişinin, 200’ünün tam künyesi IVMVD’den tespit edilmiştir. Bu bize, şehitleri tespitte, Vefayata Mahsus Vukuat Defterleri’nin önemini göstermektedir.

Araştırmanın kapsamına gelince, I. Dünya Savaşı yıllarında Ilgın’ın idarî durumu esas alınmış, o yıllardaki Ilgın merkez, köy ve nahiyeleri araştırma alanımıza dahil edilmiştir. Günümüzde, Ilgın’a bağlı olmayıp araştırma yıllarımızda Ilgın’a bağlı olan köy ve mahalleler araştırmanın kapsamında tutulmuştur. Meselâ, günümüzde ayrı bir ilçe olan Derbend o yıllarda Ilgın’a bağlı bir köy idi. Aşağıdaki listede de görüleceği üzere, günümüzde yeni yapılan ilçelere bağlı olan bazı köyler, araştırmaya konu olan yıllarda Ilgın’a bağlı idiler. Dolayısıyla, I. Dünya Savaşı yıllarındaki Ilgın’ın idarî durumu esas alınarak listeler buna göre tespit edilmiştir.

Araştırmada Çanakkale’de şehit olan 356 Ilgınlı’nın künyesine ulaşılmıştır. Şüphesiz bu rakam, asla kesin sayıyı ifade edemez. Bu sayı mevcut kaynaklardan ulaşılabilen şehitleri ifade etmektedir. Şüphesiz kayıtlara girmeyen veya bize ulaşmayan şehitlerin olması kuvvetle muhtemeldir.

Çanakkale’de Şehit olan Ilgınlılar’ın listesi söyledir.

ÇANAKALE’DE ŞEHİT OLAN ILGINLILAR’IN LİSTESİ















Listede yer alan şehitleri değişik açılardan değerlendirmek mümkündür:

1. Köy ve mahallelere göre bir dağılım yaptığımızda; köyü belirtilmiş olan 247 şehide rastlanmıştır. Bunun dışında 7 şehidin mahalle adı verilmiştir. Geri kalan 102 şehidin mahalle veya köyü sütunu boş bırakılmıştır. Bu durumda olanların hemen tamamı “Şehitlerimiz" den alınmıştır. Öyle zannediyoruz ki, MSB’nın sözkonusu yayınında, köyler belirtilmiş ama şehir merkezi sütunu boş bırakılmıştır, yani mahalleleri yazılmamıştır. Dolayısıyla, köy veya mahallesi belirtilmemiş bu 102 şehidin şehir merkezine ait olduğu düşünülmektedir. Bu tahminin doğruluğu varsayılırsa, Ilgın merkezden yaklaşık 109 şehit verilmiştir.

Köylerdeki şehitlerin dağılımına bakıldığında; en fazla 25 şehitle Bulcuk Köyü’nün geldiği görülmektedir. Bunu sırasıyla; Derbent (22 şehit), Kembos (21 şehit), Mahmuthisar (15 şehit), Balkı (13 şehit), Aşağı Çiğil (Çiğili Süflâ) (12 şehit), Tekke (11 şehit), Köstere (10 şehit), Osmaniye (Kapaklı) (8 şehit), Avdan ve Eldeş (7’şer şehit), Yukarı Çiğil ve Rüus (6’şar şehit), Mecidiye (5 şehit) ve diğer köy ve kasabalar takip etmektedir (Bkz., GRAFİK:1, 1a, 1b). Ilgın şehir merkezinden şehit olanların künye bilgilerinde; Behlülbey, Cami-i Atik, Huşî, İskân, Köşk, Nurşeyh ve Şıhbedreddin mahallelerinin isimleri geçerken, yukarıda açıklandığı üzere, pek çok kayıtta da mahalle ismi verilmemiştir.

2. Şehitleri, şehadet yerlerine göre bir dağılıma tabi tutulduğunda; 85 şehidin cephede yaralandıktan sonra, değişik hastanelerde tedavi görürken Hakk’ın rahmetine kavuştuğu görülmektedir. Kayıtlarda, 79 şehidin şehadet yerinde çarpışma alanı belirtilmeksizin Çanakkale ifadesi bulunmaktadır. Bunu; Seddülbahr’de 50, Arıburnu’nda 49, Anafartalar’da 19, Sığındere’de 12 ve diğer çarpışma alanlarındaki şehadetler takip etmektedir. Bu veriler bize, Ilgınlıların çarpışma alanı olarak en fazla; Arıburnu, Seddülbahr, Anafartalar ve Sığındere’de şehit verdiğini gösteriyor. Bunun dışında, Çanakkale’nin hemen her yerinde şehadet mertebesine ulaşan Ilgınlılar’a rastlamak mümkündür (Bkz., GRAFİK:2).

3. Ilgınlı şehitleri isimleri açısından da bir değerlendirmeye tabi tutulabilir. Çünkü isimler, bir toplumun değer yargılarını ve tercihlerini anlama bakımından insanlara fevkalâde önemli ipuçları sunarlar. 356 şehit içerisinde en fazla gözlenen isimlere bakıldığında şöyle bir tablo ile karşılaşılmaktadır; Mehmet (48 kişide), Mustafa (41 kişide), Ali (20 kişide), İsmail (18 kişide) Hüseyin (17 kişide), Ahmet (17 kişide), Osman (11 kişide), Abdullah, Ömer, Mevlüt (9’ar kişide) isimleri gözlenmiştir. Bu isimleri diğer isimler takip etmektedir (Bkz., GRAFİK: 3). Burada, şehitler arasında en fazla Mehmet ismine rastlanmıştır. Bilindiği üzere, Türkler, İslamiyete geçtikten sonra Peygamberin adını O’na hürmeten ve teeddüben önceleri Mehemmed daha sonra da Mehmet olarak telaffuz etmişlerdir. Çok gözlenen diğer isimler de Hz. Peygamber’in adı veya aile efradından gelen isimler olduğu dikkat çekiyor. Bu durum, Ilgın ve çevresinde Türk-İslam kültürü ve değer yargılarını anlama bakımından çok önemli ipuçları vermektedir.

4. İsimler gibi, lâkaplar da önemli ipuçları sunarlar. Yukarıdaki şehit tablosu incelendiğinde, birden fazla gözlenen şehit lakapları şunlardır; Abdülganioğulları (Kembos 1, diğeri belli değil) (2 şehit), Arap Alioğulları (Derbent) (2 şehit), Aşaroğlu veya Öşüroğlu (Derbent 1, Bekrî ? 1) (2 şehit), Halimoğlu (Aşağı Çiğil) (2 şehit), Muratoğulları (Mecidiye 1, diğeri belli değil) (2 şehit), Hacı Seyyitoğulları (Balkı 1, Karaköy 1, Yukarı Çiğil 1) (3 şehit), Molla Haliloğulları (Derbent 2, Mahmuthisar 1, Belli değil 1) (3 şehit), İmamoğulları (Tekke 1, Mahmuthisar 3) (4 şehit) (bkz., GRAFİK: 4).

Bu veriler değerlendirildiğinde aynı lakabı taşıyıp farklı köylerden olan şehitleri belki lâkap benzerliği olarak düşünülebilir. Ancak, aynı köyden ve aynı lakabı taşıyan şehitler için aynı sülaleden birden fazla şehit verildiğini rahatlıkla anlamak mümkündür. Burada Derbent’ten Arap Alioğulları sülalesinin 2 şehit, Aşağı Çiğil’den Halimoğulları sülalesinin 2 şehit, Mahmuthisar ve Tekke’den İmamoğulları sülalesinin Çanakkale’de 4 şehit verdiği görülmektedir. Bu durum, Çanakkale’de bazı ailelerin birden fazla şehit verdiğini gööstermektedir.

5. Çanakkale’de şehit olan Ilgınlılar’ın yaş durumlarına bakıldığında dikkat çekici bazı sonuçlara ulaşılmıştır. 18 yaşından 66 yaşına kadar, bir başka ifade ile eli silah tutan hemen her yaştan şehadet mertebesine ulaşanlar görülmüştür. Şehadet en fazla 22-32 yaş grubunda yoğunlaşmıştır. 23 yaşında (30 kişi), 27 yaşında (23 kişi), 24, 28, 32, 35 yaşlarında (22’şer kişi), 29 yaşında (21 kişi), 26 yaşında (20 kişi), 22 yaşında (19 kişi), 34 yaşında (19 kişi) şehit olmuşlardır. Bunun dışında 18 yaşında ve 66 yaşında vatan savunmasında toprağa düşenler vardır. Behlülbey mahallesinden Süleymanağa oğullarından Emine’den olma Hasan oğlu Bekir Anafartalar’da şehadet mertebesine ulaştığında henüz 18 yaşında idi. Yine aynı şekilde, Bulcuk’tan Keziban ve Hasan’ın oğlu Halil ile Osmaniye’den Rukiye ve Selim’in oğlu Osman Çanakkale’de şehit olduklarında 18 yaşında idiler. 18 yaşında bu örnekler görülürken, Bulcuk’tan 1266 (1850) doğumlu Mustafa ve Emine’nin oğlu Halil İbrahim’in 66 yaşında şehadet mertebesine ulaştığı tespit edilmiştir. 40’lı yaşlarda ve diğer yaşlarda da şehadetler vardır (Bkz., GRAFİK: 5)[6]. Askerlik çağının altında ve çok üstünde görülen bu şehadetler, ancak gönüllü olmak ve vatan sevgisiyle izah edilebilir. Bu duygunun, Ilgın ve köylerinde bütün Ilgınlılar’da yoğun bir şekilde mevcut olduğu açıkça görülmektedir.

6. MSB’nın kayıtlarında (Şehitlerimiz), medenî durum bilgisi bulunmamaktadır. IVMVD’de medenî durumu ile ilgili ayrı bir sütun olmakla birlikte, kâtip tarafından bu bilgilerin zaman zaman dikkate alınmadığını ve yazılmadığı tahmin edilmektedir. IVMVD’den tespit edilen 200 şehidin ancak 10’unda eşinin adı yazılmıştır. Bu durumu 200 kişiden yalnızca 10’unun evli olduğu şeklinde yorumlamak doğru olmamakla birlikte, ihtiyatı da elden bırakmamak üzere, bekar olarak şehit olanların çoğunlukta olduğu düşünülebilir. Çünkü, Ilgın’a yakın diğer yerlerde, meselâ Kadınhanı, Akşehir, Yalvaç’ta yapılan araştırma sonuçlarında bekar olarak şehit olanların çoğunlukta olduğu görülmüştür. Sözkonusu yılların uzun süren savaş yılları olduğu dikkate alınmak durumundadır.

7. Dikkati çeken bir diğer durum da Babasının adıyla aynı adı taşıyan şehitlerin varlığıdır. Yukarıdaki listedeki 14 şehidin babasıyla aynı adı taşıdığı görülmüştür. Bu 14 şehitten 5’i Mehmet oğlu Mehmet, 3’ü Mustafa oğlu Mustafa, 2’şer kişi İsmail oğlu İsmail ve Hüseyin oğlu Hüseyin, ayrıca 1’er kişi Bekir oğlu Bekir ve Ahmet oğlu Ahmet’dir (Bkz. TABLO:1). Bu durum bize göre oldukça anlamlı gelmektedir. Türk toplumunda, babası hayatta iken çocuğa aynı ismi koymak yok denecek kadar azdır. Ancak, çocuk doğmadan babası ölmüş ise, babasının hatırasına hürmeten çocuğa aynı ismin verildiği olurdu. Buradaki durumu, çocuğun doğmadan babasının ölmüş olmasıyla izah etmek daha akla yatkın görünüyor. Çünkü, eskilerin 93 Harbi olarak adlandırdığı 1877-78 Osmanlı Rus savaşından itibaren kısmî kesintilerle Osmanlı Devleti devamlı savaş halinde idi. Cepheyi de genellikle Anadolu beslemektedir. Büyük bir ihtimalle, yukarıda adlarını verdiğimiz babasıyla aynı adı taşıyan şehitler için “şehit oğlu şehit” ifadesinin kullanılabileceği düşünülmektedir. Ilgın’ı, “şehit oğlu şehitler” bakımından da dikkat çeken bir konumda görüyoruz.

Sonuç

Araştırma boyunca ortaya çıkan bu veriler bize, Şark Meselesi kavramıyla Anadolu’da Türk varlığının tartışmaya açıldığı süreçte Türk’ün kaderini tayin eden Çanakkale Muharebeleri’nde Ilgınlı şehitlerin önemli bir mevkie sahip olduklarını gösteriyor. Ancak, tarihin özellikle sosyal tarihin bilimsel bir anlayışla yeni nesillere öğretilmesi gerekiyor. Bu metodların başta geleni belki de en önemlisi, şehit isimlerinin ve değişik açılardan şehitlik kavramının yeni nesillere aktarılması olacaktır.

Milli hafızaya sahip çıkmayan, onları yeni nesillere aktarmayı bilmeyen milletler, hassasiyet cevherlerini, yaşama güçlerini, yükselme enerjilerini, hatta millet olma şuurlarını kaybederler. Bu düşüncelerle, merkez ve köylerden şehit olan Ilgınlılar’ın isimlerinin yazıldığı abideler hazırlanarak ilgili mekânlara nakşedilmesi, daha geniş anlamıyla şehitlerle ilgili sosyal tarih verilerinin yeni nesillere aktarılması, coğrafyanın vatan olmasında ve vatan kalmasında faydalı hatta gerekli bir uygulama olacağı kanaatindeyiz.

Bu duygularla, vatan savunmasında Şehit olan Ilgınlılar’ı ve diğer vatan evlatlarını rahmetle, şükranla, minnetle anıyorum. Ruhları şâd olsun!

GRAFİK 1 1a: KÖYLERDEN ŞEHİT OLANLARIN DAĞILIMI

GRAFİK 1a:

GRAFİK 1b: ILGIN MERKEZDEN ŞEHİT OLANLARIN DAĞILIMI

GRAFİK 2: ŞEHADET YERLERİNE GÖRE DAĞILIMI

GRAFİK 3: ŞEHİTLERİN İSİMLERİNE GÖRE DAĞILIMI

GRAFİK 4: BİRDEN FAZLA GÖZLENEN ŞEHİT LAKAPLARI

GRAFİK 5: ŞEHİTLERİN YAŞLARINA GÖRE DAĞILIMI

TABLO 1: BABASIYLA AYNI ADI TAŞIYAN ŞEHİTLER



Kaynaklar

  1. Kesin olmamakla birlikte yabancı kaynaklarda verilen bilgilere göre, İtilaf devletlerinin kayıpları 205.000 İngiliz, 47.000 Fransız olmak üzere 252.000 civarındadır. Türklerin kaybı ise, bazı kaynaklara göre 251.309, bazılarına göre, 213.187, veya daha farklı rakamlardır. Bkz., Genkur. ATASE yay., Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi V. Cilt 3. Kısım Çanakkale Cephesi Harekatı, Ankara 1980, s.499-500; Alan Moorhead, Çanakkale Geçilmez, (Tercüme Günay Salman), İstanbul 1972, s.475; Fikret Günesen, Çanakkale Savaşları, İstanbul 1986, s.357; Fahri Belen, 20’nci Yüzyılda Osmanlı Devleti, İstanbul 1973, s.271; İ.Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C.IV, s.430. ; Bu konuda en son yayınlardan olan MSB’nın Şehitlerimiz (Ankara 1998) adlı eserde, Türk kaynaklarına göre İtilaf kuvvetlerinin kayıpları 180.000 (İngilizler 155.000, Fransızlar 25.000), yabancı kaynaklara göre toplam 252.000 ( İngilizler 205.000, Fransızlar 47.000) zayiat verdikleri; Türklerin ise 57.263’ü şehit geri kalanı yaralı, esir ve kayıp olmak üzere 211.000 zayiat verdikleri belirtilmektedir. Ancak buradaki şehit sayısının daha fazla olması gerektiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.. Çünkü, ileride tanıtacağımız gibi, bizim araştırdığımız bazı il ve ilçe Vefâyâta Mahsus Vukuât Defterleri’ndeki şehit kayıtlarının, “Şehitlerimiz” deki ilgili il veya ilçe kayıtlarından en az % 50-60 daha fazla olduğu görülmüştür.
  2. Bu değerlendirmeler hakkında bkz., Nuri Köstüklü, “Çanakkale’de Şehit Olan Yalvaçlılar”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Mart 2004, sayı:58; Nuri Köstüklü, “Çanakkale’de Şehit Olan Bodrumlular”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Temmuz 2005, sayı: 62.
  3. Bir tarih kaynağı olarak bu defterleri ayrıntılı analizi için bkz., Nuri Köstüklü, “Balkan Savaşları’ndan Milli Mücadele’ye ‘Şehitler’ üzerine yapılacak Bilimsel Araştırmalarda Metod ve Kaynak Meselesine Dair Bazı Düşünceler”, Dokuzuncu Askeri Tarih Semineri Bildirileri II, Atase yay., Ankara 2006, s.205- 219; Bize ölüm kayıtlarıyla ilgili fevkalade ayrıntılı bilgi veren bu defterlerde, yalnızca ölüm tarihlerini ihtiyatla karşılamak gerektiği kanaatindeyiz. Zaman zaman defteri tutan katip, şehit olan kişinin şehit olduğu tarihi Nüfus dairesine bilgisinin geldiği tarih olarak yazabilmektedir. Bu da bazen 2-3 aylık bir farkı doğurabilmektedir.
  4. Ilgın Vefayata Mahsus Vukuat Defterleri üzerindeki çalışmalarımıza 2002 yılında başladık. Bu defterlerin mikrofilmlerinin alınmasında bize her türlü desteği sağlayan dönemin Ilgın Kaymakamı sayın Mehmet Kurt’a teşekkür ediyorum. Milli Mücadele’de şehit olan Ilgınlılar üzerine vardığımız sonuçlar, 16 Mayıs 2003 tarihinde Ilgın’da düzenlenen Atatürk ve Milli Mücadele’de Ilgın konulu Panel’de tarafımızdan sunulmuştur.
  5. Şehitlerimiz, C.4, MSB., yay., Ankara
  6. 4 şehidin, bazılarının doğum tarihi bazılarının ise şehadet tarihi bilinmediğinden yaş bilgisine ulaşılamamıştır.

Şekil ve Tablolar