GİRİŞ
Çalışmamızın çeşitli kısımlarında geçen ve ilgili konunun anlaşılmasında önemi haiz olan bazı kavramları burada açıklamak yararlı olacaktır. Bunların en önemlileri arasında kimlik, milli kimlik ve milliyetçilik gibi kavramlar yer almaktadır. Geçmişten günümüze insanlar, aidiyet duygusu ve bir kimliğe mensup olma çabası içerisinde hareket etmişlerdir. Bu doğrultuda “Ben kimim? nereden geldim?” gibi soruları zihinlerinde canlandırıp yanıt arama çabasına girmişlerdir. Psikoloji biliminin önemli isimlerinden A. Maslow’un çizmiş olduğu meşhur ihtiyaçlar hiyerarşisi dikkate alındığında ergenlik döneminde kimlik ve buna bağlı olarak da statü ve bağlılık, aidiyet ve yüksek benlik duygusunun en temel ihtiyaçlardan biri olduğu görülmektedir. İnsanlar yeme içme ve güvenlik ihtiyacını karşıladıktan sonra kimlik ve aidiyet ihtiyacına yönelmektedir[1]. Ayrıca kimlik; aidiyet duygusunun yanında isteklerimiz, hayallerimiz, kendimizi tanımamız, yaşama-ilişki kurma ve tanınma biçimimizi de ifade etmektedir[2]. Kimlik kavramını, bir kişiyi diğerinden ayıran temel farklılıklar olarak tarif edebilmek mümkündür. Diğer bir anlamla bireylerin etnik, ulusal, dinsel vb. gibi belirgin ortak özelliklere dayalı olarak gruplar veya kategoriler aracılığıyla başkalarıyla bağ kurmasını veya bağlantı kurmasını sağlayan benzerlikler olarak ifade edilebilir[3]. Ulusal/milli kimlik kavramı, Fransız Devrimi ile ortaya çıkmış olup özellikle ulus-devletler yaygınlaşmaya başladığında bu kavram odak noktası haline gelmiştir. O zamana kadar kimliğin şekillenmesinde önemli bir araç olan din ve etnik kimlikler işlevselliğini yitirmeye başlamıştır. Bu bağlamda devletler kendilerinin tabiiyeti altında bulunan kitleleri -vatandaşları- tek bir kimlik altında toplamayı amaç edinen bir politika takip etmeye başlamışlardır. Bu bağlamda bu ortak kimliğin temelini aldığı araçlar ise milli dil ve kültür olmuştur[4]. Çağdaş düşünürler arasında milli kimliğe çeşitli anlamlar yüklenmiş ve çeşitli düşünür ve araştırmacılar tarafından tanımlamalar geliştirilmiştir. A. D. Smith, milli kimliği milliyetçiliğin temeli olarak görmektedir. Milli kimliğin, ulusların ayırt edici mirasını oluşturan değer, sembol, anı, mit ve gelenek örüntülerinin yeniden üretilmesi ve yeniden yorumlanması olduğuna inanır. Ona göre kişinin kimliğini tespit etmek onların kültürel unsurlarıyla ilişkilidir[5].
Kimlik tartışmaları İran’da ilk olarak Meşrutiyet döneminde başlamış, Rıza Şah döneminde belirgin hale gelmiş ve Muhammed Rıza Şah döneminde zirveye ulaşmıştır[6] . Meşrutiyet aydınları milli kimliği, bulundukları dönemin de şartlarından etkilenerek İran vatandaşlarının özgürlüğü ve hâkimiyetin millete devredilmesiyle açıklamışlardır. Bu dönemde milli kimlik tanımı, İslam kültürü ve İran kültürünün etkileşimi şeklinde ele alınmıştır[7] .
İran’da milli kimlik oluşturma çabalarını sistemli olarak siyasi platforma taşıyan figür ve dönem olarak Rıza Şah ve onun dönemi kabul edilmektedir. Rıza Şah, İran’da milli kimliği birleştirme amacında olan ilk siyasetçidir. Rıza Şah iktidara geldikten sonra kimlik oluşturma çabası bağlamında İslam öncesi şahları ve antik İran medeniyetini yüceltme ve Arkaik milliyetçilik (Bastangerayi) yaklaşımlarını ön plana çıkarma gibi girişimlerde bulunmuştur[8] . Bunun nedeni antik İran toplumunun gelişmiş olduğuna inanılması ve bu dönemden ilham alınarak toplumun modernleşmeye daha kolay ayak uydurulabileceği düşüncesidir[9] . Rıza Şah bastangerayi düşüncesini teşvik ederek aslında kendi yönetimine meşruiyet kazandırmak istiyordu[10]. Rıza Şah döneminde Batı kültürünün de etkisiyle kimlik inşa edilirken Şii mezhebine ve bunun İran kültürüne etkisine karşı bir mesafe ve kayıtsızlık gözlemlenmektedir[11].
Milliyetçilik kavramı, yurttaşlık, yurtseverlik, popülizm, etnizm, etnosantrizm, yabancı düşmanlığı, şovenizm, emperyalizm...” gibi terimleri bünyesinde barındırmakta ve ayrıca millet, milliyet, etnisite, kültür, ırk, ırkçılık, halk, yurtseverlik vb. diğer terimlerle de giriftleşmiş ve bir belirsizlik hâkim olmuştur. Bu nedenle de bu kavramla ilgili çok fazla tanımlandırma yapılmıştır[12]. Genel kabul gören tanımlardan bir tanesi Büyük Larousse adlı ansiklopedik sözlükte yer almaktadır. Söz konusu sözlükte milliyetçilik, siyasi bağlamda ele alınmakta olup dil ve kültür bağlarıyla sentezlenen toplulukların millet olma bilincine varıp bağımsız bir devlet ideolojisiyle hareket ettikleri siyasal oluşum şeklinde tanımlanmaktadır. Söz konusu tanımın yapılmasındaki zihinsel arka planda, imparatorlukların dağılmasıyla milli devletler kuran halkların esas alınması vardır. Buna örnek olarak çok uluslu devletler gösterilebilir[13].
Milliyetçiliğe dair bir diğer tanımlama ise “siyasi oluşumla milli hissiyatın sentezinden doğan bir ürün” şeklinde yapılmaktadır[14]. Ve yine bir diğer tanımlamaya göre ise milliyetçilik; bireyde genetik, fiziksel, kültürel, toplumsal ve doğal koşulların bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Değerler ve maneviyatın önemli bir sembolü olan milliyetçilikte toplumun menfaati bireyin menfaatinden daha üstün tutulmaktadır[15]. Milliyetçilik genel anlamda ele alındığında iç ve dış dünyaya karşı özerklik ve kimlik kazanımını sağlayan, bu kimliğin değerlerini muhafaza eden, müşterek tarih, kültür ve toprak parçasını paylaşan, bünyesinde barındırdığı tüm insanları siyasi çerçevede birleştiren, bu çerçevenin dışında kalanları yabancı olarak algılayan bir kavramdır[16]. Bazı araştırmacılar ise milliyetçilikte etnisitenin önemi üzerinde durmuştur[17]. Gellner ve E. J. Hobsbawm ise milliyetçilik kavramını politik birim ile milli birimin uyumluluğu şeklinde açıklamıştır[18]. Öte yandan Ali Şeriati ise milliyetçilik kavramının, Avrupa ırklarının kendilerini diğer tüm ırklardan üstün tutması perspektifine dayandırdıklarını belirtmektedir[19].
İran milliyetçiliğine gelindiğinde ise İran’da milliyetçilik anlayışının tanımına dair çeşitli yorumlar getirilmiştir. Bu tanımlar üzerinde pek fazla görüş birliği yoktur. Bazı kaynaklar milliyetçiliği, bir milletin üyelerinin ulusal kimlikleri konusunda gösterdikleri tutumlar ya da bir milletin özerkliklerini elde etmeye çalışırken sergiledikleri faaliyetler olarak değerlendirmektedir. Başka bir yoruma göre milliyetçilik, kimlik ve kişiliğin oluşumuyla ilgili aidiyet, sadakat ve itaat duygusunda kristalleşen, zaman ve mekândan büyük ölçüde etkilenen siyasal bir duygu ve eğilimdir. Seyyid Ayetullah Mirzayi İran’da toplumsal, antik ve dini olmak üzere üç farklı milliyetçilik türü olduğuna işaret etmektedir[20]. Yine bir diğer yorum milliyetçilik anlayışına yaklaşımda dört esasın olduğu birincisi İran’ın tarihi geçmişten beri var olduğunu, ikincisi İran’ın büyüklüğünün ve azametinin eski dönemlerde aranması gerektiğini, üçüncüsü Arapların kılıç zoruyla İran’a dayattığı İslam’ın İran’ın sorunlarından ve çöküşünden sorumlu olduğu iddiası, dördüncüsü İranlıların Ari ırkından olduğu ve Avrupalılarla bir tür akrabalık bağı olduğu iddiasıdır. Bu ideoloji, İran’da kendine özgü yönleriyle, her zaman entelektüalizmin temel kavramlarından biri olarak kabul edilmiş ve İranlı aydınlar, İran’ın Batı’yı örnek alarak ilerlemesi gerektiği yönündeki bütün düşüncelerini bu kavrama dayandırmışlardır[21].
Hoşeng Tala’a İran milliyetçiliğinin temelini günümüz İran topraklarında milattan önce İran Devleti kurulmasıyla doğduğunu ileri sürmekte ve milletin kan ve toprak parçasının birleşimiyle oluştuğunu, milliyetçiliğin de bunun bir sembolü olduğunu belirterek milliyetçiliğe ırkçı bir yorum getirmiştir[22].
İran’da milli kimlik ve milliyetçiliğe dair tanımlamalar yapılırken İran’da yaşayan etnik unsurlar göz ardı edilmiştir. Bu göz ardı edilmenin ilk kıvılcımları Rıza Şah Pehlevi döneminde başlamıştır. Bu bağlamda söz konusu döneme kadar çeşitli Türk hanedanları ve imparatorlukları, tebaalarına etnik değerlerini dayatmadan İran›ı yönetmiştir. Ancak, Pehlevi hanedanının kurulması, kurucusu Rıza Şah’ın sistematik bir kimlik ve İran milliyetçiliği yaratmak ve teşvik etmek için tasarlanmış katı önlemler başlatmasıyla bu eğilimden önemli bir sapma gerçekleşti. Rıza Şah ulus-devlet inşa etme kapsamında başlattığı Ari ırkına dayalı Fars milliyetçiliğiyle bu kimliğin ve etnisitenin siyasallaşmasına yol açtı. Pehlevi Hanedanı yönetimindeki İran’ın ilk ulus-devletinde kimlik politikalarının ortaya çıkması, özellikle ülkedeki Türkler arasında etnik kimliğin sağlamlaşmasına yol açtı. Pehlevi Hükûmetinin eğitim politikaları, vatandaşları Fars kimliğini ve kültürel değerlerini benimsetmeyi veya dayatmayı amaçlamıştır. Bu dayatmalar Türklerin bir kısmının direnişiyle karşılaşırken Ahmed Kesrevi ve Mahmud Afşar gibi Türk kökenli bazı aydınlar ise Türklere karşı bir tarih anlatımı içerisine girdiler[23].
I. Rıza Şah ve İran Türklerini Pasifize Etme Politikaları
Rıza Şah Pehlevi’nin (1921-1941) iktidara gelmesiyle birlikte İran’da yaklaşık bin yıl süren Türk yönetimi sona ermiş ve Fars milliyetçiliği ideolojisine sahip bir lider tarih sahnesine çıkmıştır. Bu yeni sima, kendisinden önce veya kendisiyle aynı dönemde yaşamış olan bazı Fars milliyetçiliği[24] yapan (Mahmud Afşar, Muhammed Ali Furuği, Ahmed Kesrevi, Mirza Abdürrahim Talibzade, Hüseyin Kazımzade, Taki Arani vd.) gibi ideologlardan ve mevcut dönemde dünyaya hâkim olan milliyetçilik söylemlerinden de etkilenerek Fars etnik temelli bir ulus-devlet inşa etme sürecine başlamıştır.
Ulus-devlet inşa etme süreci içerisinde İran’da Fars olmayan etnik unsurların (başta Türkler olmak üzere Araplar, Kürtler ve Beluçlar) etnik kimlikleri, dilleri, tarihi geçmişleri görmezden gelinmiş ve devletin tüm imkân ve araçları kullanılarak gayrı Fars unsurlara Fars kimliği dayatılmıştır. Etnik kimlikler arasında en büyük yekûnu oluşturan Türkler hem nicelik olarak fazla olmaları hem de bu dönemin resmî politikalarına karşı sahip oldukları kimliksel hassasiyet gibi özellikleri dolayısıyla bu politikalardan en fazla etkilenen unsurların başında gelmekteydi. Fars milliyetçiliği kapsamında ele alınan bu politikalar, bu dönemden başlayarak sonraki dönemlerde de devam edecek şekilde ilmek ilmek işlenmiş ve İran Türklerinin bir kısmı arasında başarılı sonuçlar doğurmuştur. Bu politikalar başta eğitim kurumları olmak üzere günlük hayatta, konuşma dilinde değişimi zorunlu kılacak kadar geniş boyutlu olarak düşünülmüş ve tedrici olarak etnik unsurların reaksiyonlarını ve isyan hareketlerini dengede tutacak şekilde uygulamaya geçirilmiştir. Rıza Şah’ın Türk topluluklarına yönelik uyguladığı Farslaştırma temelli politikaları; etnik kimlik, dil ve tarihî geçmişlerini yok sayma, günlük konuşmada, resmî kurumlarda ve eğitim dilinde Farsçayı zorunlu kılma ve Farsça konuşmayanlara maddi cezalandırmalar getirme, yer, mekân ve coğrafi isimleri Farsçaya dönüştürme, Farsça dışında isim ve soy isim konulmasının yasaklanması, aşiretlerin konfederasyon yapısını ortadan kaldırmak ve onları pasifize etmek için Taht-ı Kapu adıyla anılan zorunlu yerleşik hayata geçirme, Türk aşiretlerinin yoğunluklu olarak bulundukları bölgeye Farsları yerleştirme, silahsızlandırma gibi başlıklar altında değerlendirmek mümkündür. Bununla birlikte belirtmek gerekir ki söz konusu politikalar uygulanırken bu toplulukların sahip olduğu bazı özellikler de dikkate alınmıştır. Örneğin; Rıza Şah’ın Azerbaycan Türkleri gibi Fars olmayan ve yerleşik hayat tarzına sahip gruplar üzerinde uyguladığı politikalar genel itibariyle onların etnik kimliklerini, dillerini ve tarihi geçmişlerini yok sayma ve Fars kimliğini ve Farsçayı dayatma şeklindeyken; Kaşkaylar, Şahsevenler, Türkmenler, Halaçlar gibi konargöçer ve aşiret temelli hayat tarzına sahip Türk topluluklarına yönelik uyguladığı politikalar; henüz Savunma Bakanı iken uygulamaya koymaya başladığı silahsızlandırma ve pasifize etme politikaları ile iktidara geçtikten sonra uygulamaya koyduğu Taht-ı Kapu gibi uygulamalar oluşturmaktaydı. Bu politikaları İran Türklerinin milli kimliğini pasifize etmeye yönelik gerçekleştirilen girişimler olarak değerlendirdiğimizden sosyo-kültürel ve ekonomik kapsamlı inceledik.
I. 2. Sosyo-Kültürel İçerikli Politikalar
Rıza Şah döneminde İran Türklerine uygulanan sosyo-kültürel içerikli en önemli politika dil eksenli olmuştur. Bu bağlamda Rıza Şah döneminde Farsça zorunlu kılınarak Farsça dışındaki tüm diller eğitim, günlük konuşma, basın-yayın gibi alanlarda yasaklanmıştır[25]. Pehlevi Hükûmeti eğitim kurumlarında Farsçayı zorunlu ve kalıcı kılmak adına Farsçayı iyi bilen öğretmenler ana dili Farsça olmayan, Farsların dışındaki etnik grupların meskûn oldukları diğer bölgelere gönderilmiştir. Yine Türk nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu İran’ın Azerbaycan eyaletine ise Mohseni gibi Fars milliyetçisi valiler atanmış ve bu vali Türkleri aşağılama ve Türkçe konuşanları cezalandırma yöntemine başvurmuştur[26]. Yine bu dönemde yer ve mekân isimlerinin Farsçalaştırılması uygulaması da başlatılmıştır. Muhammed Ali Furuği tarafından tesis edilen Ferhengistan Kurumu; yabancı kelimeleri Farsçadan temizlemeyi ve Farsça dışındaki kelimeler yerine yeni kelimeler bularak/türeterek yeni bir dil oluşturma yönünde bir misyona da sahipti[27]. Bu bağlamda Tebriz’de bulunan Acıçay’ın Telh rud’a; Azerbaycan’daki Karadağ silsilesinin Siyah Kuh’a; Azerbaycan Eyaleti’nin Ostan-ı Sevvom’a; Tebriz’deki Şah Gölü’nün Şehr-i Şah’a Urmiye’nin Rızaiye’ye, Sultanabad’ın Arak’a[28], Türkmen Çölü ve Astarabad’ın kapısı olarak nitelendirilen “Akkale”nin “Pahlavi durr”a dönüşümü, Farsçalaştırılan yer ve mekân isimlerine örnek olarak gösterilebilir[29]. Bunların yanı sıra tabelalarda, mağaza önlerinde, hatta kartvizitlerde bile Farsça dışındaki dillerin kullanımı yasaklanmıştır[30]. Yine bu dönemde Türkçe isim ve soyadı almak da yasaklanmıştır[31].
Rıza Şah döneminde sosyo-kültürel kapsamlı yürütülen Farslaştırma politikalarının bir alanı tarih yazımı konusunda kendini göstermekteydi. İktidarının meşruiyetini sağlamak ve sağlamlaştırmak amacıyla din ve geleneğin karşısına milliyetçilik ve milli tarih yazımını oluşturmaya ve yerleştirmeye çalışan Pehlevi Hükûmeti, arkaik[32] milliyetçiliğin öne çıkarılması bağlamında antik İran tarihine ilişkin çeşitli telif ve tercüme çalışmalarına özel önem atfetmiştir. İran tarihinde ilk kez bu dönemde milli bir boyut kazanan resmi tarih yazıcılığı oluşturulmuş ve Pehlevi idaresi bu tarih yazıcılığının ayrılmaz bir parçası haline getirilmiştir. Toplumsal kesimler arasında siyasi ve kültürel seçkinler olarak tarif edebileceğimiz aydın kesim de milli tarih yazıcılığı doğrultusunda çalışmalar yaparak Farslaştırma temelli bir tarih yazımı ortaya çıkarmışlardır[33]. Ancak bu dönemdeki Fars milliyetçiliği eksenli çalışmalar kaleme alan tarihçiler antik tarihini ve kültürünü öne çıkarırken diğer milletlere, onların tarihlerine ve kültürlerine yönelik aşağılayıcı ve üstenci bir bakış açısı da ortaya koymuşlardır. Bu bakış açısı daha çok Araplara ve Türklere yönelikti. Bu bağlamda Hasan Pirniya, Abbas İkbal Aştiyani, Gulam Rıza Reşidi Yasemi gibi Rıza Şah döneminin önemli isimleri de İran milliyetçiliği adı altında Aryan ırkının üstünlüğü ve Fars milliyetçiliği ideolojisini eserlerinde işlemişler ve söz konusu eserlerde Aryan ırkı ve Arkaik İran tarihi yüceltilerek diğer milletler ve onların tarihlerine karşı üstenci bir söylem ve yaklaşım benimsemişlerdir[34]. Yine Azerbaycan kökenli en önemli Fars milliyetçilerinden biri olan Ahmed Kesrevi de panfarsist politikalara hizmet eden söylemlerde bulunmuş ve bu ideolojisinin yansımasını kaleme aldığı kitaplara işlemiştir. Ahmed Kesrevi, Azeri ya Zeban-ı Bastan-ı Azerbaycan adlı kitabında hicri tarihin önceki asırlarına kadar Azerbaycan halkının Aryan ya da İran kökenli, dilinin de Ari kökenli olduğunu belirtmiştir. İslam ile birlikte Arapların kendi yaşadıkları kurak coğrafyadan İran ve özellikle de Azerbaycan gibi yeşilliğin bol olduğu coğrafyaya göz diktiklerini belirten Kesrevi, Azerbaycanlıların dillerinin ve soylarının onlarla birlikte yok olduğunu ifade etmektedir. O, Türklerin ise bu bölgeye Selçuklu döneminden itibaren aşiret göçleriyle birlikte geldiğini ifade etmiştir. Yine o, Safeviler zamanında Türkçenin saray dili olduğunu, ancak yazı dilinin tüm ülkede Farsça olduğunu, Azerbaycanlıların dilinin Türkçe olmasına rağmen kitap yazımı ve mektup yazımında Farsça dışında başka bir dil kullanmadıklarını ileri sürmüştür. Azerbaycan’da Türkçe kitap ve bir şeyler yazıldığını ancak onun hevesten başka bir şey olmadığını da eklemiştir. Yine o, Meşrutiyet’in ardından bazı isimlerin Azerbaycan’da Türkçe gazete çıkarmak istediğini ve dilin Türkçe olması gerektiğini ve bu taktirde öğrencilerin sıkıntılarının azalacağını söylediğini, ancak bu durumun bundan daha ileri gitmediğini ve kimsenin Farsçadan vazgeçmediğini belirtmiştir. Osmanlıların Azerbaycan’ı kendilerine çekme çabalarının da tam tersi sonuç verdiğini, Azerbaycanlıların Türkçülük yapmak yerine Farsçayı aileler arasında yaygınlaştırmaya çalıştığını da ifade etmiştir.[35] Yine Kesrevi, Türkçeyi, okuma yazma bilmeyen –cahil- kesimin dili olarak nitelendirmiş ve bu dile geçici ve dayatılmış dil, kan dökücü ve yağmacıların dili gibi olumsuz sıfatlar yüklemiştir[36]. Yine önemli Fars milliyetçilerinden Taki Arani’nin kaleme aldığı Azerbaycan Ya Yek Mesele-ye Heyâti ve Memâti-ye İran (Azerbaycan yahut İran’ın Ölüm Kalım Meselesi) adlı çalışması da Türklere yönelik olumsuz ibareler kullanması bakımından önemlidir. Nitekim bu yazıda Azerbaycan halkının, “doğunun vahşileri” ve “kan içen” gibi olumsuz sıfatlar yüklenilen Moğollar tarafından Türkleştirildiği ve bu bölgede Türkçenin ortadan kaldırılarak yerine Farsçanın yaygınlaştırılması gerektiği ifade edilmiştir[37]. Bu yaklaşım tarzı günümüzde İran eski çağ tarihi yazımıyla meşgul olan İranlı araştırmacıların önemli bir kısmında da görülmekte olup bu yazarlar, eserlerinde Aryan ırkını ve tarihini yüceltirken özellikle Araplar ve Türklere yönelik olumsuz ibare ve anlatılar ile üstenci mahiyete sahip imgelere yer vermektedirler.
Farslaştırma hedefleri doğrultusundaki görüş ve düşüncelerin dayatıldığı/teşvik edildiği platformlardan biri de gazete ve dergiler olmuştur. Ekberî, Tebârşinâsî-i Hüviyet-i Cedîd-i İranî (Yeni İranlı Kimliğinin Kökeni) adlı çalışmasında yeni bir İranlı kimliği oluşturulması ve millet kavramının modernleştirilmesine yönelik çabalarda üç önemli merkez olduğunu ileri sürmüştür. Birinci merkez Berlin’deki Kâveh Dergisi, ikinci merkez yine Berlin’deki İranşehr Dergisi, üçüncü merkez ise Tahran’daki Âyende Dergisi’dir. Bu üç merkez, 16 yıllık Rıza Şah Pehlevî döneminde Fars milliyetçiliği söyleminin yaratılmasında başat bir rol oynamıştır[38]. Birinci merkez olan Kaveh, 1916- 1922 yılları arasında Berlin’de Seyyid Hasan Takizade tarafından çıkarılan milliyetçi eğilimlere sahip bir gazetedir. Kaveh, I. Dünya Savaşı’nın ortasında Almanya’yı desteklemek; Rusya ve İngiltere’ye karşı ise propaganda yapmak amacıyla Alman Hükûmeti tarafından finanse edilmiştir. Gazetenin adı ise Antik İran kahramanlarından biri olarak kabul edilen Kaveh’den gelmekteydi[39]. Kâveh Dergisi, modernitenin yanı sıra İran’ın milli birliğinin ve milli dilinin (Farsçanın) korunmasına, İran’ın eski ulusal gelenek ve göreneklerinin yeniden ihya edilmesine yönelik konuları da ele almıştır.[40] İkinci merkez olan Ayendeh dergisi, tüm İranlıların bir ulus olarak entegrasyonu ve İranlılaşması için gerekli koşulları planlama görevini üstlenmişti. Ayendeh Dergisi yazarları, İran’ın milli dilinin Farsça olması gerektiğini vurgulayıp bunun kültürel ve siyasi birliği gerçekleştirmek için bir amaç olduğunu savunmakta ve bu düşüncelerini şu şekilde ifade etmekteydiler: “İran’ın milli birliğiyle kastettiğimiz, bugünkü sınırlar içerisinde yaşayan tüm halkların siyasi, ahlaki ve sosyal birliğidir. Bu ifade siyasi bağımsızlığın korunması ve İran topraklarının bütünlüğünün korunması gibi anlamlar ihtiva etmektedir. Milli birliğin sağlanması için Farsça tüm ülkede yaygınlaştırılmalı ve kılık kıyafet çeşitliliği, yerel farklılıklar, kabile yöneticiliği ortadan kalkmalıdır. Kürt, Arap, Kaşkay, Türk, Türkmen’in birbirleriyle farkı yoktur. Farklı kıyafet giymeyin ve başka bir dil konuşmayın. İran’da dil, ahlak, giyim gibi konularda milli birlik sağlanmadığı sürece, toprak bütünlüğünün her an tehlikeye girme ihtimali bulunmaktadır”[41]. Bu dergi milli birliğin sağlanması konusunda şöyle yazmaktaydı:
“İranlılık bizim milliyetimiz, İranlılık her şeyimizdir. İftiharımız, şerefimiz, azimetimiz, kutsiyetimiz, namusumuz, hayatımız. Milliyeti umutlarımızın ve eylemlerimizin odağı yaparsak her şeyden kurtulur, her şeye sahip oluruz. Biz her şeyden önce İranlı olmalıyız, İranlı kalmalıyız. İranlılık, din ve dil ayrımı gözetmeksizin İran milletinin tüm insanlarını kapsayan kutsal ve kapsamlı bir kelimedir.”[42]
Yine bu derginin önemli yazarlarından biri olan Mahmud Afşar da daha radikal görüşlere yer vererek aşağıdaki düşüncelerini kaleme almıştır: “Farsça ülkenin tamamında yaygın hale gelmeli ve yavaş yavaş yabancı dillerin yerini almalıdır. Bu durum, her yerde ilköğretim okullarının açılması, zorunlu ve parasız halk eğitimi kanununun çıkarılması ile sağlanabilir. Ülkenin her yerinde bilhassa Azerbaycan ve Huzistan’da Farsça kitaplar yayınlanmalıdır. Yavaş yavaş ülkenin en ücra köşelerinde uygun fiyata Farsça gazetelerin yayımlanması için olanak sağlanmalıdır. Bütün bunlar Hükûmetin kontrolünde ve belli bir plan dâhilinde hayata geçirilmelidir. Farsça konuşan insanlar, yabancı (Farsça dışındaki diller için kullanılmıştır) dillerde konuşulan yerlere nakledilerek göç ettirilmelidir. Yabancı dildeki Cengiz ve Timur’un fethini anımsatan yer isimleri kaldırılmalıdır[43].
Üçüncü merkez olan ve Kazımzade İranşehr tarafından çıkarılan İranşehr Dergisine, Rıza Şah döneminin önemli aydın kesimi arasında yer alan Muhammed Kazvini, Rızazade Şafak, Muşfik Kazımi ve Pur Davud gibi isimler katkı sağlamıştır. İranşehr Dergisi yazarları, aşırı milliyetçilik, gücün merkezileşmesi ve milli birlik gibi konuları işlemek suretiyle Rıza Şah’ın tahta geçmesi sürecine uygun bir ortam hazırlayarak Rıza Şah’ın iktidarının meşruiyetini sağlamasında etkili oldular[44].
Yine Rıza Şah döneminde spesifik olarak aşiretlere karşı uygulanan sosyo kültürel içerikli bazı uygulamalar da söz konusudur. Bunlardan en önemlilerinden biri Taht-ı Kapu (yani kapıya bağlanmak mecazıyla) politikası kapsamında aşiretleri zorunlu yerleşik hayata geçirme politikasıdır. Rıza Şah’ın ulus devlet inşası ve modernleşme açısından bir gereklilik olarak gördüğü bu uygulamayı hayata geçirme gerekçelerinden birini konargöçerlerin varlıklarını ve yaşam biçimlerini kendisi ve ülkesi için bir utanç kaynağı olarak görmesi oluşturmuştur[45]. Bu gerekçenin yanı sıra en önemli sebep, Rıza Şah’ın duyduğu siyasi ve güvenlik kaygılarıdır. Zira aşiretlerin yapılanma biçimleri Şah’ın egemenliği açısından da bir tehdit oluşturmaktaydı[46]. Bu politika, konargöçer yaşama manevi bir anlam yükleyen aşiretler nezdinde çeşitli isyan ve ayaklanma şeklinde karşılık buldu[47]. Bilhassa Kaşkay aşireti[48] bu uygulamaya en çok tepki gösteren Türk aşiretlerinden biri oldu.
I. 3. Ekonomik İçerikli Politikalar
Yine Rıza Şah döneminde İran Türklerini pasifize etmek için ekonomik eksenli bazı politikalar da başlatıldı. Bu kapsamda gerçekleştirilen en önemli uygulamalardan biri, Azerbaycan eyaletinin gözden düşürülmesi olmuştur. Bu bağlamda Rıza Şah, 1937- 38 yılları arasında İran’ın eski idari sistemini değiştiren bir kanunu onaylamış ve bu kanuna göre ülke çeşitli eyaletlere bölünmüştür. Bu kapsamda eyaletler şehirlere, şehirler köylere ve daha küçük yerleşim birimlerine ayrılmak suretiyle yeni bir idari yapı oluşturulmuştur. Bu yeni idari sisteme göre Azerbaycan; Tebriz merkezli Doğu Azerbaycan, Rızaiye (Urmiye’nin adı Rıza Şah döneminde Rızaiye şeklinde değiştirilmiştir) merkezli Batı Azerbaycan olmak üzere parçalanmıştı. Bu bölgenin tamamı Rıza Şah döneminden öncesine kadar Batı dünyası ile iktisadi ilişkileri sağlayan önemli bir ticaret durağı hükmündeydi[49]. Rıza Şah dönemine kadar tahıl ve tarım konusunda önemli ürün ve gelir sağlayan Azerbaycan bölgesi, söz konusu dönemden itibaren kontrol ve baskı altına alınmıştır. Bu kontrol ve baskılar sonucunda hububat merkezi olan Azerbaycan, tahıl sıkıntısı çekecek duruma gelmiştir[50]. Yine Azerbaycan’da bulunan yer altı kaynaklarından da İran’ın diğer eyaletlerinde yeni şehirlerin oluşturulması ve kalkındırılması ve kara ve demir yollarının tesis edilmesi gibi çalışmalarda istifade edilmiştir. Rıza Şah idaresi tarafından ticari faaliyetlerin Tebriz’den Tahran’a kaydırılması yönündeki irade ve girişimler de Tebriz’in öteden beri sahip olduğu ticari konumunun zarar görmesine yol açmıştır[51]. Bu kapsamda İsfahan ve Rıza Şah’ın doğum yeri olan Mazenderan, tekstil endüstrisinin merkezleri olmuş, Tahran ise ağır sanayide büyük ilerlemeler kaydetmiştir[52]. 1931-1941 yılları arasında Mazenderan, İsfahan, Batı Azerbaycan ve Doğu Azerbaycan olmak üzere dört eyalette kurduğu 22 fabrikadan sadece ikisinin Azerbaycan’a tahsis edildiği belirtilmektedir[53]. Rıza Şah özellikle Tahran’ın gelişimine büyük önem vererek bu şehre İran Azerbaycan’ından göç devşirmek suretiyle Azerbaycan Türklerini Fars nüfusunun içerisinde eritmeyi planlamıştır[54]. Rıza Şah, bu bölgeye çok küçük bir bütçe ayırarak ve Sovyetler Birliği ile olan ticaretini kısıtlayarak Azerbaycan ekonomisini zayıflattı. Örneğin, 1944-1945’te Azerbaycan’ın nüfusu Tahran’ın üç katıydı, ama Tahran›ın bütçesi Azerbaycan›ın üç katıydı[55]. Çeşitli güvenlik kaygıları nedeniyle Azerbaycan Eyaleti sınırlarının Türkiye ve Sovyet Azerbaycan’ına kapatılması, bölgede ekonomik durgunluğun yaşanmasına ve esnafın büyük çoğunluğunun Tahran’a göç etmesine neden olmuştur[56].
Rıza Şah döneminde Azerbaycan Türkleri istihdam alanında da kendi ana dilleri nedeniyle çeşitli sorunlara maruz kalmışlardır. Bu bağlamda Türk kökenli olan ve Türkçenin farklı lehçelerini konuşan insanları, üst düzey vazifelere atamama, hâlihazırda bir göreve sahip olanları ise çeşitli bahanelerle devlet dairelerinden el çektirme gibi politikalar takip edilmiştir[57].
Azerbaycan Türklerine yönelik bu ekonomik çaplı yaptırımların yanı sıra Kaşkaylar, Türkmenler, Halaçlar, Şahsevenler gibi aşiretlere yönelik ise mallarını müsadere etme yoluna gidilmiştir. Bu bağlamda Kaşkayları Fars Eyaleti’nden uzaklaştırmak isteyen Rıza Şah, onların mülklerini müsadere etmiştir[58]. Halaçlar da Kaşkaylar gibi topraklarının zorla müsadere ettirilmesi uygulamasına tabi tutulmuş ve bu durum onlara ekonomik zorluklar yaşatmıştır[59]. Türkmenlere yönelik uygulanan ekonomik eksenli politikalardan birisi, Türkmen topraklarının devletin tasarrufuna alınması olmuştur. Rıza Şah, toprak mülkiyeti kanunu ile Türkmen Sahra bölgesindeki toprakları devletin tasarrufuna geçirerek subaylara ve üst düzey yetkililere satmıştır[60].
II. İran Türklerinde Kimlik ve Milli Kimlik
Yukarıda işaret ettiğimiz politikalar, bazı Türk gruplarında Türk kimliğine daha çok bağlanma şeklinde reaksiyon göstermişken diğer bazıları bu uygulamalara asimile olma ve Fars kimliğine yönelme şeklinde yanıt vermiştir. Bu bağlamda bu politikalar çeşitli Türk topluluklarında farklı fraksiyonlar halinde yankı bulmuştur. Örneğin sayıca büyük bir çoğunluğu oluşturan Azerbaycan Türkleri, Rıza Şah Pehlevi dönemi ve sonrası gerçekleştirilen politikalardan en çok etkilenen Türk topluluğu olma özelliğini göstermektedir. Bu politikaların Azerbaycan Türklerinin kimliği üzerine etkileri çeşitli söylemler halinde kendini göstermiştir. Bu bağlamda İbrahim Velizade, Davud İbrahim Pur, Reşid Ahmedrash kaleme aldıkları çalışmalarında Rıza Şah döneminde Azerbaycan’da hâkim olan iki önemli söyleme dikkat çekmiştir. Birinci söylem Azerbaycan aydınları arasında yayılmış olup Rıza Şah’ın İranlılaşma/Farslaşma politikasına hizmet eden söylemdi. Bu söylem, Azerbaycan’ın asimilasyonunu, Farslaştırılmasını ve Azerbaycan’ın kendi kimliğinin ortadan kaldırılmasını savunmaktaydı. Bu söylemi benimseyenler kendilerini İranlı olarak adlandırmakta ve antik İran kültürünü öne çıkararak İranlıları ulusal birliğe davet etmekteydi. Bu görüş 1920-1940’lı yıllar arasında önemli bir etkiye sahip olmakla birlikte popülaritesi II. Dünya Savaşı’ndan sonra önemli ölçüde azaldı. İkinci söylem ise Azerbaycan etnik kimliğini temele alan ve bu bağlamda özellikle 1945-46 yılında ilk önemli ayrılma eğilimini gerçekleştiren özerkliğe dayalı bir söylemdi[61]. Bu önemli tespitin yanı sıra kendisini İranlı olarak gören ve kendi dili olan Türkçeyi konuşmak isteyen ayrılıkçı olmayan görüş de bulunmaktadır.
Yine Şaban Muhammedi ve Ahmed Rızayi kaleme aldıkları çalışmada Pehlevi Hükûmetinin iktidara gelmesi ve Fars milliyetçiliğine dayalı faaliyetleriyle birlikte Azerbaycan’da hem ulusal kimliğe yönelik tutumda hem de etnik kimliğe yönelik eğilimde değişiklikler oluştuğuna işaret etmektedir. Söz konusu yazarlar modern devlet oluşturma kisvesi altında ekonomik, kültürel, siyasi kısıtlamaların ve hakaret içerikli söylemlerin Azerbaycan Türkleri arasında Pan-Türkizme eğilimi arttırdığını belirtmektedir[62]. Ancak özellikle Tahran ve çevresine göç eden Azerbaycan Türklerinin Türk kimliğini inkâr etme ve kendilerini Aryan soyuna bağlama çabasında olduğunu da gözden kaçırmamak gerekir. Özellikle bu düşünceye sahip olan Azerbaycan Türkleri azımsanmayacak kadar çoktur. Bu durum Pehlevi döneminde uygulanmaya başlayan ve sonraki dönemlerde de devam eden Fars etnik temelli milliyetçilik politikalarının etkisinin bir sonucudur. Nitekim geçmişten bu yana eğitim kurumlarında mevcut olan Fars dışındaki tüm etnik grupları Aryan ırkına bağlama çabaları, başta Türkler ve Araplar olmak üzere diğer etnik gruplara karşı üstenci bakış ve aşağılama politikaları, kendilerinin kabullenilmesini isteyen bir kısım İran Türklerinde Fars kimliğine eğilim şeklinde yankı bulmuştur. Yine günümüzde Pehlevi yönetimi ve onun uygulamalarına yönelik abartılı hayranlığı barındıran akademik yazılar ve düşüncelerin İran Türkleri üzerine de nüfuz etmesi, Fars milliyetçiliğinin yüceltilmesi ve Türk milliyetçiliğine yönelik görüş ve düşüncelerin sansüre uğraması-kısıtlanması Fars milliyetçiliğinin etki sahasının genişlemesine neden olmuştur. Yine şunu da belirtmeliyiz ki günümüz Güney Azerbaycan olarak da bahsedilen İran Azerbaycan’ında ve Türklerin yoğunluklu olarak bulundukları sahalarda Türk kimliği ve Türkçe konusundaki hassasiyetler de gözden kaçırılmamalıdır. Nitekim İran resmi ve gayri resmi kurumları tarafından Türklere karşı yapılan üstenci bakış ve hakaret içerikli yaklaşımlara karşı, büyük bir Türk yekûnunun protesto gösterileri ve tepkileri olmuştur. Bütün bu hareketler Türk kimliğinin İran Azerbaycan’ında alevlenmesinde etkili olmuştur.
Örneğin Fars Haber Ajansında yayımlanan Türklerin, İran’ın milli gururunu çalan salyangoza benzetilmesi[63],12 Mayıs 2006 tarihli İran gazetesinde “Hamamböceklerinin bizi böcekleştirmemeleri için ne yapmalıyız” başlığıyla Manna Neyistani tarafından Türkleri hamamböceğine benzeten bir karikatür çizilmesi[64], 2015 yılında İran Sedayi Sima’sında yayımlanan Fitileh (هلیتف) adlı programda Türklerin, diş fırçası yerine tuvalet fırçası kullanan ahmak kişiler olarak tanıtılması[65], 2017 yılında Terh-e No adlı gazetede Türkleri aşağılayan bir yazı kaleme alınması[66], 22 Ağustos 2018’de Tesnim gazetesinin Kaşkay halkına hakaret ederek onları hırsız gibi olumsuz içerikli sıfatla nitelendirmesi[67], 2025 yılında ise Tahran’daki Piruzi Futbol takımı ve Yezd’deki Shahdab voleybol takımı taraftarları Azerbaycan Türklerine ve Traktör Sazi takımına hakarette bulunması[68], İran’da Türk şuurunun canlanmasında ve çok sayıda protestonun düzenlenmesinde etkili olan olaylardır.
Rıza Şah dönemi ve uyguladığı politikalar, özellikle Kaşkaylar ve Türkmenler gibi önemli Türk aşiretleri arasında kimlik söyleminin şekillenmesinde de etkili olmuştur.
Rıza Şah’ın devleti ve ülkeyi modernleştirme ve merkezileştirme hedefleri doğrultusunda aşiretlere yönelik uygulamış olduğu baskıcı ve dayatmacı politika ve uygulamaların başka bir sonucu da Merkezi Hükûmet ile aşiretler arasındaki uçurumu derinleştirmesi olmuştur. Devlet ile toplumun önemli ve dinamik yapılardan biri olan aşiretlerin aralarının açılması istikrarsız ve kırılgan bir yapının oluşmasına yol açmıştır[69]. Dahası daha çok siyasi ve güvenlik kaygılarıyla aşiretlere karşı uygulanan Taht-ı Kapu politikası gibi bazı uygulamalar aşiretlerin yanı sıra ülkenin iktisadi hayatında da çok ciddi zararlara yol açmıştır. Bununla birlikte devlet aygıtı tüm önemli kurum ve bileşenleriyle birlikte Rıza Şah’ın modernleşmeci ve merkezileşmeci politikaları doğrultusunda hareket etmeye devam etmiştir. Bu bağlamda Farsçanın resmî dil kabul edilerek İran’daki tüm etnik gruplara Fars dilinin kullanımının dayatılması, gayrı-Fars unsurların Farslaştırılması, azınlık yapıların kimlik ve kültürlerinin yok sayılması ve reddedilmesi gibi uygulamalar Rıza Şah idaresinin hedefleri bağlamında değerlendirildiğinde belli ölçüde bazı kazanımların elde edilmesini sağlasa da söz konusu yaklaşım ülkedeki gayrı-Fars aşiretlerde bir tür aşiret asabiyesi de doğurmuştur.
Bu bağlamda Kaşkaylardaki ulusçuluk anlayışını İran’ın diğer topluluklarından farklı bir yönde olduğunu ileri süren Zarasa Recai Destgib, Hamid Rıza Hakikat, Muhammed Kazım Kaveh Pişgadem, Kaşkaylarda dinin kurumsallaşmasının çok fazla oturmadığını, bir arada yaşama arzularına rağmen kendi aşiretlerinin çıkarlarını gözettiğini ve hatta zayıf yöneticiler iktidardayken yabancı devletlerle iş birliği yaptıklarını ifade etmektedir[70]. Abdülkerim Şibani, Mehrzad Serferazi, İlham Kovanlı Kaşkay halkının kimliğini Kaşkay Türkçesi, gelenek, İran, din ve çağdaşlık olmak üzere beş öğenin oluşturduğunu belirtmektedir[71].
Temel dayanağını toplumsal, tarihî ve siyasal yapıdan, göçebe, kırsal ve kentsel olmak üzere üç yaşam biçimindeki halkın yaşam biçimi ve ekonomisinden alan Kaşkay kültürü; örf, adet, inanç, norm, yazılı ve yazısız değerlerle doludur. Bu unsurların etkileşimi ve bir arada yaşaması Kaşkay kabilesi için ortak bir kültürel mirasın oluşmasına yol açmıştır.
Günümüzde aşiret asabiyesinin yanında Türk kimliğinin farkındalığında olup bu kimliği savunan Kaşkaylar da bulunmaktadır. Ancak yerleşik hayata geçen Kaşkaylar arasında, Fars kimliğini benimseme ve kendilerini Fars hissetme eğilimleri bulunan kesim azımsanmayacak miktardadır. Bunda Rıza Şah döneminde uygulanmaya başlanan ve Muhammed Rıza Şah Pehlevi döneminde de tonu daha da sertleştirilerek devam ettirilen (Fars eyaletinde Kaşkayların bulunduğu bölgeye Farsların yerleştirilmesi ve eğitim kurumlarında Farsçanın ve Fars kültürünün dayatılması ve Kaşkayların Pehleviler döneminde büyük ölçüde sindirilmesi, ilhanlık kurumunun ortadan kaldırılması, aşiret yapısının zayıflatılması) gibi politikalar son derecede etkili olmuştur.
Sünni inanca mensup olan Türkmenlerde ise Fars kimliği ve kültürüne olan eğilim yok denecek kadar azdır. Bunda Türkmenlerin mezhebinin farklı olması, geleneksel yapılarını korumuş ve sürdürüyor olmaları, bulundukları coğrafya son derece etkili olmuştur. Bu bağlamda Türk toplulukları arasında kendi kültürlerini, kimliklerini ve dillerini en çok koruyan grubun Türkmenler olduğunu söylememiz mümkündür.
Halaçlar ise Rıza Şah’ın uygulamış olduğu politikalardan sayıca az bir yekûna sahip olmaları dolayısıyla en çok etkilenen gruplardan biridir. Bu durum onların kendi kimliklerine ve dillerine bakış açılarına da yansımıştır. Doerfer Halaçların kendi ana dillerine yönelik olumsuz bakışlarına dair dikkat çekici bilgiler aktarmıştır. Buna göre o, Halaçların ana dillerini kendi aralarında iletişim kurarken kullandıklarını ve bu dili daha çok bir jargon olarak gördüklerini ifade etmiştir. Yine Halaçların topluluk dışındaki insanlarla iletişim kurarken Farsçayı kullanmakta olduklarını bunun nedeninin ise kendi dillerini utanç verici bulduklarından kaynaklandığını belirtmektedir[72]. Halaçların kendi ana dillerine yönelik bu olumsuz yaklaşımın altında yatan önemli bir etken olarak Rıza Şah döneminden beri uygulanmakta olan Fars ve Farsça eksenli milliyetçilik politikasının diğer dil ve ırklara yansımasının bir sonucu olması muhtemeldir. Zira bu politikalar kapsamında Fars kimliği ve Farsça yüceltilirken, gayrı Fars ve Farsça dışındaki dillere üstenci bir bakışla yaklaşılarak tahkir ve yok sayılma gibi bir yaklaşım benimsenmekteydi.
SONUÇ
Rıza Şah döneminden itibaren resmi düzlemde uygulamaya konulan ve sonraki dönemlerde de devam eden Fars etnik temelli milliyetçilik anlayışının İran Türkleri üzerinde belirgin bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda konargöçer yaşam tarzı ve aşiretlerin kendine has gelenekleri, İran’daki Türk topluluklarının kimlik ve milli kimlikleri üzerinde son derece etkin rol oynarken aşiretlerin zorunlu olarak yerleşik hayata geçirilmesiyle birlikte Farsçanın ve Fars kimliğinin dayatılmasının bir sonucu olarak İran Türklerinin asimile olma sürecinde artış gözlemlenmiştir. Ancak yine bu dönemin politikasının bir sonucu olarak Türk kimliği ve Türkçeye yönelen, Fars kimliğine ve kültürüne karşı ise olumsuz duygular besleyen kesimde de artış gözlemlenmektedir. Son olarak İran Türklerinin merkezden uzaklaştıkça Türk kimliğine yönelik eğilimleri ve sempatilerinin arttığını, Tahran ve çevresinde meskûn olan Türkler arasında ise Fars kimliğine eğilimin daha fazla olduğunu söylemek de mümkündür.
Bütün bunlarla birlikte Rıza Şah döneminde Türklere karşı uygulanan pasivize politikalarının, İran Azerbaycan’ında Seyyid Cafer Pişeveri önderliğinde kurulan Azerbaycan Milli Hükûmetinin (1945-46) vücut bulmasına neden olduğunu söylemek de mümkündür. Nitekim Azerbaycan Milli Hükûmeti döneminde İran Azerbaycan’ı Türk kimliği ve Türkçe açısından altın çağ yaşamış, İran Azerbaycan’ında Türkçe resmi dil ilan edilmiş, çok sayıda Türkçe gazete neşredilmiş ve sosyo-kültürel anlamda çok sayıda reform programlarına imza atılmıştır. Bu dönemde Türkçeye ve Türk kimliğine duyulan bu yoğun ilgi, Rıza Şah dönemi politikalarına olan tepkilerin yansımasıdır.
KAYNAKÇA
Abrahamian, Ervand, Modern İran Tarihi, çev. Dilek Şendil, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2017.
Afsar, Iraj, “Kava Newspaper”, Encyclopædia Iranica, https://iranicaonline.org/ articles/kava, Erişim Tarihi: 19.05.2021.
Annaberdiyev, Ahmet, İran Türkmenleri (1881-1979), Doktora Tezi, İstanbul 2006.
Atabaki,Touraj, Azerbaycan Der İran-ı Muasır.
Ayetullah Mirzayi, Seyyid, “Nasyonalism ve Kavmiyyet Der İran”, Mecelle-yi Cameşenasi-yi İran, S 1, 2017, s.69-103.
Azer, San’an, İran Türkleri, Cumhuriyet Matbaası, İstanbul 1947.
Bahadıri Kaşkayi, Hoşeng, İskan-ı Aşair Der İran Motalaayi Moredi İl-i Kaşkayi, Çev. Milad Yezdan Penah, Şir Ali Kiyaniyan, Tahran 2022.
Bars, Mehmet Emin, “Ziya Gökalp ve Türkçülük Üzerine Bazı Değerlendirmeler”, Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C 4, S 2, 2017, s.38-51.
Beck, Lois, Kaşkayihayi İran, çev. Hamid Rıza Cihandide, Neşr-i Nezare, Kum 2017.
Beghdili, Ali Asghar, Afşar Rızai, Sepide, Golcan, Mehdi, Alisufi, Alirıza , “Rıza Şah ve İran’da Milli Tarih Yazım Projesi”, çev. Zühre Nur Celep, Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi, C 4, S 8, 2022, s.1014-1023.
Berzi, Abdullah Ali, Nasyonalizmi Kaşkayi, Tahran.
Bosnalı, Soner, “Dil Edimi Açısından Halaççanın Konumu”, Karadeniz Araştırmaları Dergisi, C 32, 2012, s.45-67.
Calhoun, Craig, Milliyetçilik, çev. Bilgen Sütçüoğlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2012.
Can, Halit, Milliyetçilik, Din ve Laiklik, Marifet Yayınları, İstanbul 2004.
Destgib, Zarasa Recai, Hakikat, Hamid Rıza, Kaveh Pişgadem, Muhammed Kazım, “Gofteman-ı Nasyonalisti İl-i Kaşkayi Ez Meşruta Ta İngılab-ı İslami”, Pejuheşi-i Fasılname-yi İlmi, S 60, 2022, s.161-180.
Deylemiyi Mazi, Emin, “Hoviyetsazi-yi Milli Der Dovran-ı Pehlevi-yi Evvel”, Neşriye-yi Zamane, 1386 (2007), s.82.
Ekberi, Muhammed Ali, Tebârşinâsî-i Hüviyet-i Cedîd-i İranî (Asr-i Kâçâriye ve Pehlevî-i Evvel), İntişârât-i İlmî ve Ferhengî, Tahran 2005.
Ensari, Muhammed Mehdi, “Matbuat-ı Rıza Han-ı Terh-i Endişe-i İranşehri ve Meşrutiyetsazi Beray-i Hükûmet-i Pehlevi”, S 1-2.
Ertan, Temuçin F., Örs, Orhan, “Milliyetçiliğin Müphemliği: Milliyetçilik Nedir?”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S 62, Bahar 2018, s.39-84.
Goncharova, Anastasia, Aghazade, Mirmehdi, “Azerbaijani Turks in Iran: From the History to the Modernity”, C 5, S 1, 2021, s.145-156.
Güneyli, Araz, “Birinci Pehlevi (1929-1941) Döneminde Güney Azerbaycan”, Güney Azerbaycan Sosyal, Kültür, Siyasi Araştırmalar Dosyası, Ankara.
Hambly, Gavin, Merville, Charles, Cambridge of Iran, ed. Peter Avery, Cambridge Üniversitesi Basım, İngiltere 2008
Hanigi, Hadi, “Hoviyet ve Goftemanhayi Hoviyet Der İran”, Hoviyet Der İran, Ruykerd-i Siyasi, İçtimai, Ferhengi, Edebi Be Hoviyet ve Buhran-ı Hoviyet Der İran, Tahran 2004.
Hasanlı, Cemil, Soğuk Savaş’ın İlk Çatışması İran Azerbaycan’ı, çev. Ekber N. Necet, Bağlam Yayınları, İstanbul 2005.
Hatami Khajeh, Belal, İran’da Yaşayan Halaç Türklerinin Sosyokültürel Yapısı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2013.
Heidari, Mojtaba, “Iranian Turks in Nation-Building Process: First Pahlavi Era”, Sosyal Bilimler Dergisi, C 8, S 1, 2023, s.75-97.
Hobsbawm, E. J., 1780’den Günümüze Milliyet ve Milliyetçilik, “Program, Mit, Gerçeklik”, çev. Osman Akınhay, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2010.
https://gunaz.tv/fa/post/40378, Erişim Tarihi: 14.12.2024
https://gunaz.tv/fa/post/80167, Erişim Tarihi: 15.12.2024.
https://l24.im/KtMYI: Erişim Tarihi: 05.01.2025.
https://www.kisa.link/jXFdg, Erişim Tarihi: 15.12.2024.
İpek, Cemil Doğan, “Güney Azerbaycan Türklerinde Kimlik Sorunu”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi / Journal of Turkish World Studies, XII/1, 2012, s.267-283.
Kashani-Sebat, Firoozeh, Sınır Kurguları İran Ulusunun Şekillenmesi (1804- 1946), Çev. Duygu Şendağ, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2018.
Kaşgay Türkleri Belgeseli - Yandex.Video, Erişim Tarihi: 05.02. 2021.
Kemali Erdegani, Ali Ekber, “Bohran-ı Hoviyet ve Evamil-i Teşdid-i An Der İran”, Hoviyet Der İran, Ruykerd-i Siyasi, İçtimai, Ferhengi, Edebi Be Hoviyet ve Buhran-ı Hoviyet Der İran, Tahran 2004.
Kesrevi, Ahmed, Azeri Ya Zeban-ı Bastan-ı Azerbaycan, 1946.
Kuşat, Ali, “Bir Değerler Sistemi Olarak Kimlik Duygusu ve Atatürk”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, S 15, 2003, s. 45-61.
Moharremi, Tohid, “Hoviyet-i İrani, İslam-i Ma”, Hoviyet Der İran, Ruykerd-i Siyasi, İçtimai, Ferhengi, Edebi Be Hoviyet ve Buhran-ı Hoviyet Der İran, Tahran 2004.
Muhammedi Şaban, Rızayi, Ahmed, “Berresi-yi Came’e Şenahti Gerayeş ve Kavmiyyet Gerayi Der Azerbaycan Ez Menzur-u Pantürkistha”, Fasılname-yi Tusiye-yi İçtimai, S 3, 2018, s.29-56.
Nasiri Tayyibi, Mansur, İl-i Kaşkayi Der Tarih-i Muasır-ı İran, Tahran 1393 (2015).
Necefi Keşküli, Fatıma, “Hala’a-yi Silah Aşair-i Kaşkayi Fars Der Dovre-yi Pehlevi (1304/1357 Hicri-Şemsi)”, S 4, Yaz 1389 (2010), s. 47-55.
Nevruzi, İbrahim Hasan, “Vakavi Nakş-i Ruşenfikran-i İrani Der Tekvin-i Nasyonalism ve Şebe-yi Modernism”, Faslname-yi İlmi Camee-yi Şenasi-yi Siyasi-yi İran, 2020, s.2541-2563.
Nusreti Nejad, Ferhad, Dovlet ve Hoviyet: Modern Şoden-i Devlet ve Ber Saht-ı Hoviyet-i Seraseri Der Dovre-yi Pehlevi-yi Evvel, Neşr-i Agah, Tahran 2022.
Safizadeh, Fereydoun, “The Dynamics of Ethnic Identity in Iranian Azerbaijan”, Journal of Pedagogy, Pluralism, and Practice, C 5, 2013, s.55-75.
Sarıkaya, Yalçın, Tarihî ve Jeopolitik Boyutlarıyla İran’da Milliyetçilik, Ötüken Yayınları, İstanbul 2008.
Şahid, Ata, İran’da Türk Kimliğinin Siyasallaşması, Sosyoloji Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2025.
Şahmersi, Perviz Zare, Tarih-i Zeban-ı Türki Der Azerbaycan, Tebriz 1385 (2006).
Şeriati, Ali, İran ve İslam, çev. Kenan Çamurcu, Fecr Yayınları, Ankara 2016.
Şibani, Abdülkerim, Serferazi, Mehrzad, Kovanlı, İlham, “Tesirat-ı Cihan Şoden-i Ber Hoviyet-i Kavmi İl-i Kaşkayi”.
Şimşek, Ufuk, Ilgaz, Selçuk, “Küreselleşme ve Ulusal Kimlik”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, C 9, S 1, 2007, s.189-199.
Tagibzade, Ahmed, “Hoviyet-i Milli ve Evamil-i Buhran-ı An Der İran”, Hoviyet Der İran, Ruykerd-i Siyasi, İçtimai, Ferhengi, Edebi Be Hoviyet ve Buhran-ı Hoviyet Der İran, Tahran 2004.
Tala’a, Hoşeng, Nasyonalizmi İrani, İntişarat-ı Samarqand, Tahran 2017.
Tarafdari, Ali Muhammed, “Oham Tarih-i Mukaddes”.
Taş, Gün, İran’ın Ulusal Bütünlüğü ve Güney Azerbaycan Sorunu, Binyıl Yayınevi, Ankara 2016.
Velizade, İbrahim, Pur, Davud İbrahim, Ahmedrash, Reşid, “Taberşenasi Höviyet-i Kavmi Türk Zebanan Der Dovre-yi Reza Şah”, Motalaa-yi Came’e Şenasi, C 12, S 42, 2019, s.41-56.
Yanık, Celalettin, “Etnisite, Kimlik ve Milliyetçilik Kavramlarının Sosyolojik Analizi”, Kaygı, 2013, s.225-232.
Zarae, İsmet, Tesir-i İkdamat-ı Atatürk Ber Seyri Modern Şoden-i İran Zamanı Rıza Şah, Yüksek Lisans Tezi, Sistan-Belucistan 2012.

